Kuran ve Hadis

Bakara suresi ayet 8'de "Insanlardan öyleleri de vardir ki, inanmadiklari halde, "Allah'a ve ahiret gününe inandik." derler." buyuruyor yüce rabbimiz. Onlar inanmazlar. Ama kurana göre yorum yapiyoruz derler. Hadisleri inkar ederler. Islam düsmanliklarini kinleri, tarih boyunca bir türlü dindiremedikleri kuyruk acilarini düsmanliklarini kusarak dindirmeye calisirlar.

Onlara: "Insanlarin (müslümanlarin) inandigi gibi inanin." denilince, "Biz de o beyinsizlerin inandigi gibi mi inanacagiz?" derler. Iyi bilin ki, asil beyinsiz kendileridir fakat bilmezler. (Bakara 13)

Eşek Sütü İçmek Haram mı?

İmamı Azam (r.a.)'ha göre ehli eşeğin eti ve sütü,tahrimen mekruh tur.Yabani eşeğin eti de sütü de helal dir.Ehli eşek için tamamen haram denmemiştir çünkü imamı malik(r.a.)hılafeti vardır,ona göre helaldir.Ancak hanefi mezhebine göre kabul edilen görüş tenzihen mekruh olmasından yanadır.

Haram ile tedavi olur mu?

Cuma Namazının Fazileti

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Kim cum'a günü cenabet guslü ile gusül yapar, sonra cum'aya giderse sanki bir deve kurban etmiş gibi (sevaba nâil) olur. Kim ikinci saatte giderse bir sığır kurban etmiş gibi (sevaba nâil) olur.Kim üçüncü saat giderse boynuzlu bir davar kurban etmiş gibi (sevaba nâil) olur. Kim dördüncü saat giderse bir tavuk kurban etmiş gibi (sevaba nâil) olur. Kim beşinci saatte giderse bir yumurta tasadduk etmiş gibi (sevaba nâil) olur. İmam (hutbeye) çıkınca melekler hazır olur, zikri dinlerler."

İçimize ayrılık ateşi düşmesin

Uzak ve yakın tarihimiz şahit ki, bir ve beraber olduğumuzda bileğimizi bükebilecek kimse çıkmadı.

Bir taraftan nice zaferlere imza atarken, diğer taraftan kültür ve medeniyet değerlerimizle dünyaya insanlık öğrettik.

Ne zaman aramıza tefrika ve ayrılık girmişse ateşlere düştük, ağır bedeller ödedik.

Hele de bir Allah'a, aynı Peygamber'e, aynı mübarek Kitab'a inanan müslümanlar olarak kendi kendimizi zayıflattığımızda, bütün yeryüzünde güzellikler soldu, insanlık yolunu kaybetti.

Bizi Cenab-ı Hak yeryüzünün, insanlığın şahitleri olarak vasıflandırdı. Bizim güçsüzlüğümüz hakkın, adaletin zayıflaması anlamına geldi. Güç bir türlü doymak bilmeyen muhterislerin, sömürgenlerin eline geçti.

İbadetleri hangi ruh hali ile yapmalı?

Allah Tealâ'ya iman etmiş olmak ruhumuzda nasıl bir yankı uyandırmalı? İbadetlerimizi yerine getirirken içinde bulunmamız gereken ruh hali ne olmalı? Yüce Rabbimiz'in rahmetine olan imanımız mı, O'nun azabından duyduğumuz korku mu, yoksa O'na sevgimiz mi ağır basmalı?

Günümüzde sıkça dile getirilen bir söylem var: Güya eski ulema İslâm'ı korku üzerine bina etmiş. “Şunu yapmayın, günahtır; bundan kaçının, yoksa cehennemde yanarsınız...” türünden menfi yaklaşımlarla halkı dinden soğuyacak dereceye getirmişler. Oysa İslâm sevgi dinidir. Allah Tealâ'ya karşı duymamız gereken his korku değil, sevgidir.

Bu söylemin gerçeklik değeri nedir? Kur'an ve Sünnet, imanın müminde hasıl etmesi gereken hissiyat hakkında ne diyor?

Hadis İlmi Hakkında

Hz. Peygamber (s.a.s) 'in hadislerini konu alan eski deyimiyle ilm-i hadis veya ilmu'l-hadîs, Türkçesi Hadis İlmi, İslâm alimleri, bilhassa muhaddisler tarafından değişik şekillerde tarif edilmiştir. Söz gelişi en-Nevevi'ye göre Alemlerin Rabbi olan Allah'a en üstün manevi yakınlık vesilelerinden biri olan Hadis İlmi, hadis metinlerinin sahih, hasen, zayıf, muttasıl, mürsel, munkatı, mu'dal, maklûb, meşhur, garîb, azız, mütevâtir, âhad, ferd, ma'rûf, şâz, münker, mu'allel, mevzu, müdrec, nâsih-mensûh, hâs, âm, mücmel, mübeyyen, muhtelif ve benzeri nevilerinin bilinmesidir. Aynı şekilde isnadlarının yani ravilerinin hallerine vakıf olmak, bir de ravilerin isnadlarda ve metinlerdeki ihtilaflarının hükmünün bilinmesidir.323 Hadis ilminin ilimlerin en önemlilerinden biri oluşunun delili, İslâm Şeri'atının Kur'ân-ı Kerim ile Hz. Peygamber'den rivayet edilen sünnetlere dayanması, fıkhî hükümlerden çoğunun Sünnet etrafında dönmesidir; zira fürû'a dair ayetlerin ekseriyeti mücmeldir. Açıklaması sünnettedir. Müctehid kadı ile müftünün ahkâm hadislerini bilmelerinin şart olduğunda bütün İslâm âlimlerinin ittifakı vardır.

Hadis Usulü

Eski tabiriyle usul-ü hadis karşılığıdır. Muhaddisler arasında tariflerinde az-buçuk fark olsa bile usulü hadis, ulûmu hadîs, dirâyetu'l-hadîs, (veya ilmu'l-hadîs dirâyeten); ilmu mustalahi'l-hadîs veya kısaca mustalahul-hadîs terimleri birbiriyle eş-manalı olarak hadis usulü ilmini ifadede kullanılmıştır. Buna göre Hadis Usûlü, hadis metodolojisidir. Eski ve daha so aki alimlere göre değişik şekillerde tarif edilmiştir.

el-Hatîbu'1-Bağdâdî'ye gelinceye kadarki eski alimlere göre Hadis Usulü, hadisleri, ravilerinin adalet ve zabt yönlerinden durumları, senetlerinin muttasıl veya munkatı olması bakımından Hz. Peygamber (s.a.s)'e nasıl nisbet edildiklerinden bahseden ilimdir. Daha so aki alimlere göre ise kabul ve red yönünden ravi ile rivayet edilen hadislerin durumlarının bilinmesidir.

Bu tariflerin her ikisi de Hadis Usulünü ravilerin ve rivayet edilenlerin bilinmesi olarak almaktadır. İkincisinde ayrıca hedefi de söz konusu edilmiştir ki bu hedef, rivayetlerin kabul veya reddedilmesidir.

Ne Biriktiriyoruz?

“Kesenin ağzını iple boğma, senin de nasibin bağlanır.” (Hadis-i şerif)

Hadisler ne kadar vecizdir. Söylenmek istenileni ne güzel söyleyiverir. Değil mi ki o sözler Allah’ın Elçisi’e aittir. Değil mi ki, bu mübarek sözlerle İslâm’ı anlatmıştır. İslâm’ı yani Allah’ın istediğini; insan olmayı, hayatı, inancı, sevmeyi, merhameti, paylaşmayı, görmeyi ve anlamayı... Kısaca dünyaya ve ahirete dair olanı... Bu yüzden hadisler yolumuzun ışığı. O’nun sözlerini, yolunu rehber edinmek işimizi kolaylaştırıyor.

Yukarıdaki hadis-i şerif İmam Buharî’nin ünlü hadis kitabı “Sahih-i Buharî”nin zekât bölümünde geçiyor. Hadisin yer aldığı bölümün ara başlığı ise ‘Sadaka Vermeye Teşvik Etmek’. Aslında bu başlıktan hadisin asıl anlamı ortaya çıkıyor. Fakat sözün peşinden gitmekte fayda var. Öyleyse hadisin söyleniş sebebini hatırlayalım.

İslamî İlimlerin Varlık Sebebi

Alimlerin ve onların geliştirip sistemleştirdiği İslâmî ilimlerin, Allah'ın Kitabı ile inananlar arasına girdiğini, İslâmın saf, arı-duru halini bozduğunu söylemek hayli zamandır pek moda. Bu görüşe göre alimler , imamlar, ilimler olmasa, İslâm en katıksız haliyle anlaşılacak, yaşanacak. Acaba sahiden öyle mi olacak?

Yazıya, günümüzde hemen hepimizin sıklıkla karşılaştığı bir söylemden hareket ederek başlayalım: “Elimizde Kur'an (bazıları buna görünüşte Sünnet'i de ekler) varken başka bir şeye ihtiyacımız yoktur. Kur'an, ihtiyacımız olan her şeyi açık biçimde ihtiva etmekte iken, araya sokulan başka unsurlar bizi asıl kaynağa doğrudan ulaşmaktan alıkoymakta ve kaynakla aramızda birer engel teşkil etmektedir.”

Din anlayışımızı yeni baştan şekillendirmemizi teklif eden bu söylemde yer alan “başka unsurlar”ın iki anlamı vardır: 1) Ulema, 2) Kur'an ve Sünnet'i hakkıyla anlayabilmek için ulemanın geliştirdiği İslâmî ilimler.

Peygamber Mirasıyla Var Olmak

Peygambersiz dönemde yaşamak “peygambersiz yaşamak” değildir. Bu, özellikle Ümmet-i Muhammed için son derece önemli bir noktadır. Zira Efendimiz s.a.v., “Size iki şey bırakıyorum; onlara sıkıca sarıldığınız zaman asla yoldan sapmazsınız: Allah’ın Kitabı ve Rasulü’nün sünneti..” buyurmuştur.

Müminleri diğer insanlardan ayıran en temel özellik, “istikamet üzere” yürüyor olmalarıdır. Onlara bu farklılığı kazandıran ise, peygamberler silsilesinin tarih boyunca insanlığa hatırlattığı, uygulamalı olarak gösterdiği ve nihayet Son Peygamber s.a.v.’de ekmel seviyesine ulaşan özelliktir: Hayatı “rabbanî” boyutuyla hissetmek ve yaşamak!..

İnsanın da, evrenin de kaynağı aynı ilahî irade olduğuna göre, hayatı böyle görmenin ve yaşamanın şaşılacak bir durum olmadığını, hatta meseleyi böyle değerlendirmenin esas olduğunu anlamak zor değil. “Allah’tan geldik ve yine O’na döneceğiz” (Bakara, 156) demek, hayatın rabbanî yönünü varlık anlayışımızın merkezine koymak demektir.

Hıfz Etmek ‘Muhafaza Etmek’tir

Hıfz ederek yani ezberleyerek muhafaza etmenin biz müslümanlar için ayrı bir önemi vardır. Biz, “hıfz etme”yi “muhafaza etme”nin ayrılmaz bir parçası, olmazsa olmazı olarak gören bir kültür ve medeniyete mensubuz.

Hz. Musa a.s.’ın Tevrat’ı ve Hz. İsa a.s.’ın İncil’i tebliğ ettiği ilk kuşaklar bu kitapları hafızalarına alıp kendilerinden sonra gelenlere aktarmış olsaydı bu iki kitap tahrif olabilir miydi?

Şüphe yok ki adını zikrettiğimiz kutlu peygamberlerin mesajlarının ve getirdikleri kitapların tahrif olmasında birçok tarihî durum ve olayın rolü vardır. Ancak meselenin temelinde “hıfzederek muhafaza etme” konusundaki ihmal ya da kusurun yattığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Hadis ve Sünnetleri Red Edenlere Cevaben

Son günlerde,bazı gruplar bilindiği üzere hadisleri tamamen red etme,çok azını alma ve dahası sünnetleride inkar etmektedirler.Ve birde kendilerine HANİF ismini takıyorlar.Sadece kuranı alıyorlar.Bu fırka,mutezile fırkasına benzemektedir.Nitekim şimdi aşağıda yazacağım yazılara okuyup idrak edelim inşallah.

Omer b Hattab'dan rivayet edilir; "Bir takim insanlar gelecek, Kur'an'dan supheleri konusunda sizinle mucadele edecekler, onlari Sunnet'leri bilenlere alip goturun. Cunku onlar ALLAH'in Kitab'ini en iyi bilenlerdir."

Cemaleddin Kasimi, Tefsir Ilminin Temel Meseleleri, 168

Imam Malik (ra) soyle demistir:

"Sunnet Nuh'un gemisi gibidir. Ona binen kurtulur, geriye kalanlar bogulur."

İhlâs Suresinin Esrarı

Peygamberimiz İhlas Suresinin Sırrını açıklıyor;

İhlâs Suresi iç içe sırlarla, dünya ve âhiret mutluluğu ile dolu, fazileti ve sevabı saymakla bitmeyen bir suredir.

Halk dilinde "Kul hü" olarak da anılan İhlâs'ı yediden yetmişe herkes bilir.

İhlâs'ın içinde barındırdığı esrarı Peygamberimiz'den öğreniyoruz.

Ebû Hureyre anlatıyor:

Bir gün Allah Resulü (a.s.m.) "Toplanınız, size Kur'ân'ın üçte birini okuyacağım" buyurdu.

Hadis ve sünnet dışlanırsa ne olur?

Son yıllarda bir kısım çevre tarafından gündeme taşınan ve dini anlamak için Kur’an-ı kerimin yeterli olduğunu ileri sürenlere cevap hadis uzmanlarından geldi; “Peygamberimize Kur’an-ı anlatma ve gündelik hayata tatbik etme göreve bizzat Allah tarafından verilmiştir.” Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Raşit Küçük “Hadisler dışlanarak İslam’ı yaşamak mümkün değildir” dedi. Prof. Dr. Suat Yıldırım ise, “zengin hadis kültürümüzle iftihar etme yerine onu değersizleştirme yoluna gidenler kendilerini değersiz kılmışlardır.” diye konuştu.

Yeni Ümit Dergisi tarafından düzenlenen ‘sünnetin Tesbiti ve dindeki yeri’ paneline katılan Türkiye’nin en tanınmış hadis uzmanları, hadislerin dinin yaşanmasındaki önemine ışık tuttu.

Hadis ve Sünneti İnkar Etmek

Hadis ve Sünnete Dair Bir Cevap

İslamiyetin her türlü meselesinde, söz söylemek, ahkâm kesmek hakkını kendilerinde gören bir kısım zevattan işitiyoruz ki; “Bize Kur’an yeter” demektedirler. Bu söz görünüşte doğrudur. Ama, kasdedilen Kur’an’ın bitmez tükenmez hazinesi vardır. Ezelî bir zatın kelâmıdır, her müşkilimizi onun işaret ettiği yollardan çözebiliriz” mealinden çok, “Kur’an bize yeter! Mezhep imamlarına ne gerek var? Müçtehidler de kim oluyormuş? Sahabeler de insandı canım! Hadislerin de çoğu mevzu, sonradan uydurulmuş! Kalanlarda bindörtyüz yıllık. Dolayısıyla, yaşadığımız asırda yeni birşeyler söylemek lazım. Bunun için de Kur’an bize yeter..” gibisinden iddialar olunca, bu sözlere zihinleri takılan saf ve iyi niyetli müslümanların dikkatlerini bazı noktalara çekmekte fayda vardır. Bu yazımızda, sünnetin ehemmiyetini ve asla göz ardı edilemeyeceğini, sünneti ve hadisleri yok saymanın Kur’anla asla bağdaşamayacağını kısaca izah etmeye çalışacağız.

İlim Âlimle Ayakta Kalır

“Allah, ilmi kullarından çekip çıkartarak değil, alimleri almak suretiyle alacaktır. Nihayet alim kalmayınca, halk bir takım cahil alimleri (gerçekte cahil, görünürde alim kişileri) kendilerine lider edinir. Bunlara bir takım sorular sorulur, onlar da ilimleri olmadığı halde fetva verirler. Böylece hem kendileri sapkınlığa düşerler hem de halkı düşürürler.” (Hadis-i şerif)

İslâm dini doğruyu yanlışı anlamada ilme büyük önem vermiş, ilim öğrenmeyi ve öğretmeyi daima teşvik etmiştir. İlim ehli insanlar da saygıyla karşılanmıştır. Hatta daha fazla ilimle meşgul olabilmeleri için ilim talep edenlere bazı ayrıcalıklar sağlanmıştır. Kur’an-ı Kerim’de de alimlere müracaat etmenin önemine ve gerekliliğine vurgu yapılır.

Bilgiye ve bilginlere verilen önem, toplumu fitne ve fesattan uzak tutmak içindir. Çünkü gerçek alimler toplumun şiddete, yanlışlığa ve sapkınlığa yönelmesini engeller.

Allah Rasulü’nün Kardeşi Olmak

Allah Rasulü s.a.v. sahabilerle birlikte mezarlığa geldi ve buyurdu:

– Ey mümin insanların dünyası, Allah’ın selamı üzerinize olsun. İnşallah biz de size katılacağız. Kardeşlerimi görmüş olmayı ne çok arzulardım.

Sahabiler sordular:

– Bizler senin kardeşlerin değil miyiz ey Allah’ın Rasulü?

Allah Rasulü s.a.v. buyurdu:

– Sizler benim arkadaşlarımsınız. Kardeşlerim ise henüz dünyaya gelmedi.

Onlar beni görmeden severler, beni görmeden bana inanırlar.

Sahabiler tekrar sordu:

Emin Muhammed (s.a.v.)

Bir hayat düşünün ki, hiçbir anı bir öncekinden eksik kalmasın. Bir hayat ki gönlünü ona açanlara her günüyle armağanlar sunsun. Ve bir hayat ki kelimenin tüm anlamlarıyla mükemmel olsun. İşte bu, ancak O’nun hayatıdır.

Mükemmel bir tablo olarak başladı O’nun hayatı. Zaman geçtikçe bu ilahî tablo kendini anlamak isteyenlere açtı. Herkes kendi zaviyesine, seviyesine ve birikimine göre o tabloda güzellikler gördü. Ama varlığı tartışılmaz olan, güneş gibi parıldayan, herkesçe görülen boyutlar da vardı tabloda. Dostun-düşmanın inkâr edemediği boyutlar…

İşte “emin” vasfı bu mucizevî tablonun... Emin, yani dürüst, güvenilir. O’nun her yönüyle mükemmel ahlâkının her zaman ve herkese parıldayan, göz alan boyutu.

Dostu düşmanı şahitlik eder ki...

O, güzel hayatının her anında bize emin vasfını hatırlattı. Cahiliye toplumunu bu vasfıyla büyüledi. Ticaret hayatında bu yönüyle temayüz etti ki, bununla annemiz Hatice’nin dikkatini çekti.

“De ki, Allahı seviyorsanız bana uyun!”

Muhammed aleyhisselamın bütün sözleri ve bütün hareketleri, insanların olgunlaşmalarına rehberlik etmekte, imanlarının ve işlerinin doğru ve faydalı olmalarını sağlamakta ve kalblerindeki hastalıkların tedavisine ve kötü ahlâklarının giderilmesine ışık tutmaktadır. Peygamberlik de, bu demektir. Peygamberleri sadece semavî kitabı tebliğ eden, getiren sıradan bir insan olduğunu zannetmek, peygamberlik makamının ne olduğunu bilmemektir veya dini yıkmak için sinsi bir oyundur.

Kur’an-ı kerimi, insanların anlaması için, peygamberimizin açıklamakla görevlendirildiğini bildiren birçok ayet-i kerime vardır. Çünkü, herşey Kur’an-ı kerimde açıkça bildirilmemiştir. Bütün hükümleri, herkesin anlayabileceği tarzda açık-seçik olsaydı, Hz. Peygamber tarafından insanlara açıklanması emri abesle iştigal olurdu. Allahın Kitabı böylesi olumsuz özelliklerden berîdir. Ayetler herkesin anlayabileceği şekilde açık olsaydı, hâşâ Allahü teâlânın, açıkla emri lüzumsuz olurdu.

Kur'ân-ı Kerim'in ve Âlimlerin Fazileti

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

"Kim Kur'an-i Kerim okur da sonra başka birisinin kendinden daha faziletli bîr seye nail oldugunu sanirsa. Allah'in ululugunu küçümsemis olur."

Yine Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

"Ümmetimin en faziletli ibadeti. Kur'ân okumaktir."

"En hayiriliniz, ilim ögrenip bildigini baskalarina ögreteninizdîr."

Peygamber'imiz «Demir nasil paslanirsa kalbler de paslanir» buyurdu. Sahâbiler «Onun cilâsi nedir» diye sordular. Peygamber'imiz «Kur*ân-i Kerîm okumak ve ölümü hatirlamaktir.» diye buyurdular.

Salavât-ı Şerîfe okumak

"Allah ve melekleri, peygamberine salât ederler. Ey îmân edenler, siz de onun üzerine salât ve selâm okuyunuz." (33/56) Ayet-i kerîmesi ile peygamber efendimize ömürde bir defa olsun salavât getirmek farz olmuştur.

Bir mecliste peygamberimizin mübârek ismi zikredildiği zaman, salavât-ı şerîfe getirmek vâciptir. O mecliste ism-i şerîflerinin zikri tekrarlanırsa, diğerleri için salavât getirmek ise âdâbdandır.

Salavât-ı şerîfenin mânâsı, Peygamber efendimizin zikrinin yüce, getirdiği dîninin bâkî olması için duâ etmektir. Bunun fâidesi ise salavât getirenedir. Yoksa bizim duâmızla, Peygamber Efendimizin mertebesinde bir değişiklik olacak değildir.

Bir mecliste Peygamber efendimizin mübârek ismi zikredildiği hâlde, salavât-ı şerîfe getirmeyen kişi, mürüvvetten mahrum olan kimsedir.

Kur’an okumak berekettir

”Kur’an’ı okuyunuz, zira Kur’an, Kıyamet Günü Kur’an ehline şefaatçi olarak gelir." buyuran Sevgili Peygamberimiz (sav), Kur’an okumanın bir bereket olduğunu; Kur’an okumayı terk etmenin ise zarar ve ziyan vesilesi olduğunu bildirmiştir. Ebu Umame el–Bahili (ra) Rasulullah (sav)’i şöyle derken işittiğini rivayet etmiştir: ”Kur’an’ı okuyunuz, zira Kur’an Kıyamet Günü Kur’an ehline şefaatçi olarak gelir. İki çiçek olan Bakara ve Al–i İmran Sureleri’ni de okuyunuz, zira bu ikisi Kıyamet Günü bulut gibi veya saf halinde iki kuş fırkası olarak Ashabını savunmak için gelir. Bakara Suresi’ni okuyunuz, zira bunun elde edilmesi berekettir, terkedilmesi zarardır. O’na sihirbazlar da güç yetiremez.“ (Müslim).

Abdullah b. Amr b. el–As (ra) Rasulullah(sav)’in şöyle dediğini rivayet etmiştir: ”Kur’an Ashabına “Oku yüksel, dünyada düzgünce okuduğun gibi oku, senin makamın en son okuduğun ayete kadardır denilir. “ (Tirmizi, Ebu Davud, İbn–i Mace, İbn–i Hibban).

Ölmeden önce ölünüz hadis-i şerifini nasıl anlamalıyız

İnsan, kendisinin âciz ve zelil, dünyanın aldatıcı ve fâni; âhiretin ise çok yakın olduğunu, tam olarak, ancak ölünce anlar. Bu hadis-i şerif ile, ölmeden önce uyanmamız, hayatımıza çeki düzen vermemiz ihtar ediliyor.

Ölmeden önce ölmeyi başarmak, seçkin insanlara mahsus. Bizlere düşen, elden geldiğince onlara benzemeye gayret etmek... Bu emri dinleyen insan, dünyayı misafirhane, vücudunu ise emanet bilir. Ruhunu ve kalbini onlarda boğmaz. Bu hâl ile hallenen insan, ölmeden evvel ölmüş demektir.

İnsan ölümle birlikte hayatının hesabını da vermeye başlar. Öyle ise; ömür muhasebesini dünyada yapan insan, ölmeden evvel ölmüş demektir. Dünya hayatının bitimiyle yeni bir hayata geçilir. O halde, bu dünyada iken âhiretine hazırlanan insan ölmeden evvel ölmüş demektir.

Şeytanı Hadislerden Tanıyalım

Şeytan şöyle dedi:
-Benim bir oğlum vardır;adı,ATEME'dir.Bir kul,yatsı namazını kılmadan uyursa,gider,onun kulağına bevleder...
Bir oğlum daha vardır ki;onun adı da;MÜTEKAZİ'dir.Bunun vazifesi de,yapılan gizli amelleri yaymaya çalışmaktır.Mesela: Bir kul,gizli bir nafile ibadet veya iyilik yaparsa ve bu yaptığını da gizlemeye çalışırsa Mütekazi onu dürter.En sonunda o gizli amelin yayılmasına ve açığa çıkmasına muvaffak olur.Böylece,Allah-ü Teala o amel sahibinin yüz sevabının doksan dokuzunu imha eder,biri kalır.Çünkü,bir kulun yaptığı gizli bir amel için tam yüz sevap verilir.

Şükürle ilgili Ayet ve Hadisler

* Şükür Ayet ve Hadisleri *

Verilen herhangi bir nimetten dolayı, bu nimeti verene karşı söz, fiil veya kalb ile gösterilen saygı ve karşılık, iyiliğin kıymetini bilme ve iyilik yapana bu hissi gösterme, nimet ve iyiliği anıp sahibini övme.

* Rabbinin nimetine ihsanına gelince, onu minnet ve şükranla an *

* Gerçekten İbrãhim, Hakka yönelen, Allaha itaat eden bir önder idi. Allaha ortak koşanlardan değildi. Allahın nimetlerine Şükrediciydi. Çünkü Allah, onu seçmiş ve doğru yola iletmişti *

Kur’andan başka delil var mıdır?

Mezhepsizler, dindeki dört delilin ikisini kabul etmeyip Kitap ve Sünnet’ten başka delil yok diyorlar. Mezhepsizleri de geride bırakan türediler, Kitap ve Sünnet tabirine bile saldırıp, “Kur’andan başka bir sünnet adı altında din çıkarmak İslam’ı yıkmaktır, Peygamber Kur’anı getirmekle işi bitmiştir, o bir postacıdır” diyerek Sünneti Kur’andan farklı bir şey gibi göstermeye çalışıyorlar.

Yalnız Kur’an diyenler, kesinlikle Kur’an-ı kerime inanmıyorlar. İslamiyeti yıkmak için inanmış gibi görünüyorlar. Bunların başında İgnaz Goldziher, Shacht gibi Oryantalist denilen gayri müslimler gelir. Hıristiyanların çıkardığı bu akıma kapılıp biz de resulüz diyenlerden Hintli Mirza Gulam Ahmet ile Mısırlı Reşat Halife ve daha başka zındıklar vardır. Reşat Halifenin kurduğu on dokuzcular bâtıl dinini savunanlar da yalnız Kur’an diyor, Sünneti inkâr ediyorlar.

Sünnet'i inkâr eden mürteddir

İslâm âlimleri ve davetçiler son zamanlarda "hadisleri ayıklama" ve "ictihad" gibi gerekçelerle Sünnet-i Nebeviyye'ye yapılan saldırılara karşı Müslümanları uyardı. İlim adamları Hz. Peygamber (s.a.v)'in hadisleriyle ilgili şüphe üreten kişilere kanallarını açan medya kuruluşlarını da eleştirdiler.

Mısır Basın Sendikası, "Sünnet'in Delil Oluşu ve Sünnetle İlgili Oluşturulan Şüpheleri Red" başlığı altında bir program düzenledi. Programa Ezher âlimleri ve davetçiler katıldı.

Peygamber Efendimiz (S.A.V )'in Sünnetini Doğru Anlamak

Günümüzde insanları, özellikle de gençleri, doğru olana, en güzel ahlak ve tavra özendirmek önemli bir sorumluluktur. Bir Müslümanın, tavrına ve ahlakına özenmesi, benzemek için çaba göstermesi gereken kişi ise, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav)'dir. Kuran ayetlerinden ve hadis-i şeriflerden, mübarek Peygamberimiz (sav)'in güzel tavırlarını, konuşmalarını, gösterdiği güzel ahlakı anlayabilir, O'nu örnek alabiliriz.

Allah (cc) bir ayette şöyle bildirmektedir:

İman Sahipleri İçin Sünnet-i Seniyyenin Önemi -2-

Bir insanın Peygamberimiz (sav)’e olan teslimiyeti ve verdiği hükümleri eksiksiz yerine getirmesi, o kişinin imani bir şuurla hareket ettiğinin göstergesidir. Eğer bir insan gönülden Peygamberimiz (sav)’e uyuyor ve onun verdiği hükümler hakkında kalbinde hiçbir şüphe duymuyor ise, bu kişi aslında Allah (cc)'ın hükmüne uyduğunun bilincindedir. Rabbimiz ayetlerde “O hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.

İman Sahipleri İçin Sünnet-i Seniyyenin Önemi -1-

"Size iki şey bırakıyorum ki, onlara tutunduğunuz müddetçe asla dalâlete düşmezsiniz: Allah'ın Kitabı ve Peygamberi'nin sünneti." (1)

Son yorumlar

HGS