YİRMİ DÖRDÜNCÜ HADİS: ALLAH’IN FAZLI KEREMİ VE KUDRETİ

YİRMİ DÖRDÜNCÜ HADİS:

ALLAH’IN FAZLI KEREMİ VE KUDRETİ

Ebu Zerril Ğıfari (r.a)’den O’da, Peygamber (s.a.v)’den rivayet etti. Peygamber (s.a.v) Rabbinden rivayet etti, Allah teala buyurduki: Ey Kulllarım! Ben zulmü nefsime haram kıldım, ve sizi aranızda da haram kıldım, birbirinize zulmetmeyeniz. Ey kullarım! Hepiniz dalalet etsesiziniz, ancak benim hidayet ettiğim müstesna, benden hidayet isteyiniz, sizi hidayet edeyim. Ey kullarım! Hepiniz açsınız, ancak benim yedirdiğim müstesna, benden yemek isteyiniz, sizi yedireyim. Ey kullarım! hepiniz çıplaksınız, ancak benim giydirdiğim müstesna, benden elbise giydirmemi isteyiniz, sizi giydireyim, ey kularım! siz gece gündüz hata ediyorsunuz, ve ben günahların hepsini bağışlıyorum, benden bağışlanma isteyiniz sizi bağışlayalım. Ey kullarım! Siz bana zarar veremezsiniz, ve bana fayda veremezsiniz. Ey kullarım! Eğer sizin önceleriniz, sonralarınız, insanlarınız, citdleriniz sizde en takva sahibi bir adamın kabi üzere olsa hepiniz takva sahibi olsa bu benim mülkümden bir şeyi ziyadeleştirmez. Ey kullarım! Eğer sizin önceleriniz, sonralarınız, insanlarınız, cinleriniz, sizden en fasık adam benim mülkümden bir şeyi ziyadeleştirmez. Ey kullarım! Eğer sizin önceleriniz, sonranız, insanınız, cinniniz, sizden en fasık bir adamın kalbi üzere olsa hepiniz en fasık adamın kalbi üzere olsa hepiniz en fasık adam gibi olsanız bu benim mülkümden bir şey noksanlaştırmaz. Ey kullarım! Eğer önceniz, sonranız, insanınız, cinniniz, (S: 436) Yüksek bir yerde durup benden istese, herkese istediğini veririm bu benim katımdakini noksanlaştırmaz, ancak iğnenin denize daldırıldığı zaman denizden noksanlaştığı kadardır. Ey kullarım! Bunlar ancak sizin amellerinizdir, ben onları yazıyorum, sonra size tam karşılığını vereceğim, kimbir hayır bulursa Allah’a hamdetsin, kim bundan başka birşey bulursa, nefsinden başkasını kınamasın.” Bunu Müslim rivayet etti.

Bu hadisi Müslim Said bin Abdul Aziz rivayetinden tahric etti, O’da Ebu Esma’dan, O’da Ebu Zer’den O’da peygamber (s.a.v)’den rivayet etti. Lafzıyla değil, fakat dedi ki: Hadisi bin Abdul Aziz dedi ki: Ebu idris el Havlani bu hadisi anlatırken iki dizi üzerine çökerdi.

Yine Müslim Katade bin ebi Gılabe’den tahric etti. O’da Ebu Esma’dan O’da Ebu Zer’den, O’da peyamber (s.a.v)’den rivayet etti, lafzıyla değil, fakat dedi ki: Hadisi Ebi İdris’in siyakı gibi akışı gibi siyaklandırır, ebu idris hadisi daha tamdır.

İmam Ahmed Tirmizi ve İbni Mace Şehr bin Havşeb’ten tahric etti. O’da Abdurahmanbin Ğanm’dan O’da Ebu Zer’den şöyle dediğini rivayet etti: Rasulullah (s.a.v) buyurduki: Allah teala buyuruyorki: Ey kullarım hepinizi dalalet sahibisiniz, ancak benim hidayet ettiğim müstesna, benden hidayet isteyin, sizi hideyet edeyim, hepiniz fakirsiniz, ancak benim zenginleştirdiğim müstesna, benden isteyim sizi rızıklandırayım, hepiniz günahkarsınız, ancak afiyette kıldığım müstesna, sizden biriniz bilse ki ben mağfiret etmeye kudret sahibiyim, benden mafiret dileseydi, onu mağfiret eder ve umursamazdım, eğer sizin evveliniz ahiriniz sonuncusunuz), diriniz, ölünüz yaşınız, kurunuz kullarımdan en takva adamın kalbi üzere toplansınız, bu benim mülkümü sivri sinek kanadı kadar artırmaz, eğer sizin evvelisiniz, sonuncunuz, diriniz ölünüz, yaşınız, kurunuz yüksek bir yerde toplansa ve sizde her insan arzusunu istese, sizden her isteyene verirdim, ve bu benim mülkümden eksiltmezdi, ancak sizden biriniz denize uğradığı ve içerisine bir iğne daldırdığı sonra kaldırdığı gibidir, bu da benim cömert vacid bula macidim mecd sahibi, büyüklük sahibiyim, istediğimi yaparım, ver işim söz, atabım sözdür, benim işim birşey murad ettiğim zaman, ona ol deyişimdir, o hemen oluverir” (S: 437)Bu Tirmizi’nin lafzıdır, dedi ki: Hadis hasendir, bunu Taberani de mana ile Ebu Musa el Eşari’den tahric ette, ancak isnadı zayıftır.

Ebu Zer hadisi hakkında imam Ahmed: O şam ehlinin şerefli hadisidir.

Ey kullarım ben zulmü nefsime haram kıldım” Yani kendi nefsini kullarına zulümden men etti, Allah azze ve celle buyurduki: Ben kullara zulmedici değilim) (1) Ve: Allah alemlere zulmetmek istiyor değildir.) (2) Ve: Allah kulllar için zulüm istiyor değildir.) (37 Ve: Allah alemlere zulmetmek istiyor değildir.) (4) Ve: Rabbin kullara zulmedici değildir) (5) ve:

(1) Kaf suresi: 29 (2) Ğafir: 31 Ali İmran: 108 (4) Fussilet: 46 (5) Nisa: 40

Şüphesiz ki Allah hiçbir şeklide insanlara zulmetmez) (1) Ve: Allah zerre ağırlığınca zulmetmez) (2) Ve: Her kim mü’min olarak iyi olan işlerden yaparsa, artık o, ne zulümden, nede hakkının çiğnenmesinden korkar.) (37 Buna benzer kurada çoktur,, o Allah’ın zulme de gücü yettiğine delildir, fakat kullarına fazladan ve cömertliğinden dolayı bunu yapmıyor. Alimlerden çoğu zulmü: Birşeyi yerinden başka bir yere koymak diye tefsir eti.

Bazıları: Başkasının mülkünde izni dışında tasarruf etmektir diye tefsir etti, buna benzer İyas bin Muaviye’den ve başkasından da nakledildi, onlar delerki: Zulüm O’nun Allah’ın hakkında imkansızdır, başkası hakkında da nakledildi, onlar derlerki: Zulüm O’nun (Allah’ın) hakkında imkansızdır, başkası hakkında düşünülebilir (S: 438) Çünkü Allah’ın yaptığnın hepsi kendi kökünde tasarrufudur, Ebu Esved edDüelie İmranbin Husayn kendisine kader hakkında sorunca buna yakın cevap verdi. (4)

Ebu Davud ve İbni Mace Ebu Sinan Said bin Sinan’dan tahric etti. O’da Vehb bin Halid el Hımsi’den, O’da İbnid Deylemi’den rivayet etti, İbniddeylemi Übey bin Ka’bı şöyle derken işitmiş: Eğer Allah göklerinin ve yeryüzünün ehlini azapladırsayı, onları azaplandırırdı ve zalim de olmazdı, eğer onlara rahmet etse rahmeti onların amellerinden daha hayırlı olur. O ibni Mesud ‘a gelip O’da böyle söylemiş, sonra Zeyd bin Sabit’e geliş Peygamber (s.a.v)’den rivayetle bu şekilde anlatmış (5) Bu hadiste görüş var. Vehb bin Halid bu konuda ilimle meşhur değildir. (6), şu manaya yorumlanabilir: Eğer onlara azap istemek istesiydi yaptıklarına karşı azap edeceği bir şeyi onlara takdir ederdi, o vakit onlara zulmeden olmazdı, kullarının fiilii yaratmış olması ve o filler içinde de zulüm olması Allah’ın zulümle vasfedilmesini gerektirmez, yine yaratması ve takdir etmesi olduğu halde kulların yaptığı diğer çirkinlikler ile de vasıfladırılamaz, çünkü kullarıın fiilleri onun yaratıkları ve mefularıdır, ve o, onlardan bi şey ile vasıflandırılamaz, ancak kendi sıfatı ve fiilleriyle meydana gelen şeylerle vasıfladırılır, Allah en iyisini bilir.

Onu sizin aranızda da haram kıldım, birbirinize zulmetmeyin” Yani Allah teala zülmü kullarına haram kıldı, ve kendi aralarında birbirlerine zultemyi yasakladı, her kulun başkasına zulmetmesi haramdır, zulümde kendi zatı itibarıyla haramdır. Zulüm iki çeşittir:

Birincisi: Nefse zulmetmek, en büyüğü şirktir, Allah teala buyurduki: Muhakkak ki şirk büyük bir zulümdür) (7) Muhakkak ki müşrik yaratılanı yaratıcı şerrinde kılıp ona tapmış ve onu ilah edinmişti, bu da eşyayı başka yerine koymaktır, kuranda zalimlere yapılan tehdidlerden çoğuyla müşikler murad edilmiştir, Allah teala buyurduki: Kafirler zalimlerinta kendileridir.) (8) Sonra onun ardından cinsinin değişikliğine göre büyük ve küçük masiyetler gelir.

İkincisi: Kulun başkasına zulmetmesi, o da bu hadiste zikredilmiştir, peygaber (s.a.v) veda hutbesinde buyurduki: Bu günümüzün haramlığı gibi,bu ayınızın haramlığı gibi, bu bedenizin haramlığı gibi, kanlarınız, mallarınız, ırzlarınız haramdır.” (9) Kurban günlerinde teşrik günlerininin ikincisinde bu hutbeyi okuduğu rivayet ediniz, bir rivayette de: Sonra buyurduki: Beden uyunuz ve yaşayınız, dikkat ediniz, birbirinize zulmetmeyiiz, müslüman bir kişinin malı göül hoşnutluğu dışında helal olmaz” (10) Sahihaynde İbnii Ömer Peygamber (s.a.v)’den şöyle buyurduğunu rivayet etti: Kıyamet günü zulüm zulümattır” Yine sahihaynde Ebu Musa ElEşari Peygamber (s.a.v)’den şöyle buyurduğunu rivayet etti: Allah zalime kadar mühet verir, tuttumu bırakmaz sonra şunu okudu: Rabbin haksızlık eden memleketleri yakadığında, O’nun yakalayışı işte böyle şiddetlidir). Şüphesiz O’nun yakalamış pek elem vericidir, pek çetindir. (11) Sahihi Buhari’de Ebu Hureyre peygamber (s.a.v)’den şöyle buyuduğunu rivayet etti: Kimin yanında kardeşinin hakkı varsa, dinar ve dirhemin olmadığı yerde iyiliklerindenkardeşi için alımadan, ondan helallık dilesin, eğer (kıyamet güü) iyilikeri yoksa kardeşinin kötülüklerinden alınır vekedisine atılır”

(1) Yunus: 44 (2) Nisa: 40 (3) Taha: 112 (4) Sahihi Müslim: 2650 (5) Sahihtir, Ebu Davud ve İbni Mace tehric etti, ibni Hibban doğruladı. (6) Sabit olan bunun zıdıdı, O güvenilirdir, O’na Ebu Davud, İbni Hibban, Zehebi ve İbni Hacer güvenilir dedi.(7) Lokman: 13 (8) Bakara: 254 (9) Sahihtir, Ebu Bekre’den Buhari ve Müslim tahric etti. (10) Ahmed tahric etti, senedinde Ali bin Zeyd bin Cüd’an var O zayıftır. (11) Hud: 102

Ey kullarım hepiniz dalalettisiniz, ancak benim hidayet ettiğim müstesna, benden hidayet isteyin ki sizi hidayet edeyim, ey kullarım hepiniz açsınız, ancak benim yedirdiğim müstesna, benden yemek talep edeniz sizi yedireyim ey kularım! Hepiniz çıplaksınız ancak benim giydirdiğim müstesna, benden giydirme talap ediniz sizi giydireyim, ey kularım! Siz gece gündüz hata ediyorsunuz bense bütün günahları bağışlıyorum, benden bağışlama dileyin sizi bağışlayayım” Bu din ve dünya işlerinde menfaat sağlam ve zararları def etme hususunda nefisleri için hiçbir şeye sahip değillerdir, Allah kime hidayet ve rızık ihsan etmeişse, o dünyada bu ikisinden mahrum kalır. Allah kiin günalarını bağışlama lüfunda bulunmamışsa, ahirette onun hataları onu helak eder.

Allah teala buyurduki: Allah kime hidayet ederse, işte o halkka ulaşmıştır, kimi de hidayetten mahrum ederse, artık onu doğruya yöneltecek birini bulamazsın) (1) Bunun gibi kuranda çoktur, Allah teala buyurduki: Allah’ı insanlara açacağı herhangi bir rahmeti tutup hapseden olamaz. O’nun tuttuğunu O’nun sonra salıverecekde yoktur. O, üstündür, hikmet sahibidir. (2) Ve: Allah şüphesiz rızık veren vemetin sağlam kuvvet sahibidir) (3) Ve: Allah’ın katından rızık isteyin ve O’na ibade edin (4) Ve: Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı ancak Allah’ın üzerinedir) (5)

Allah teala Adem ve eşiden hikaye ederek buyurduki: Dediler ki: Rabbimiz! Biz nefsimize zulmettik, eğer sen bizi bağışlamaz ve bize acımazsan, hüsrana (ziyana) uğrayanlardan oluruz) (6) Nuh (sa)’dan hikaye ederek buyurduki: Eğer ben bağışlamaz ve bana merhamet etmezsen hüsrana uğrayanlardan olurum.) (7)

İbrahim Halil (A.S) bütün bu işlerle Allah’ın tekliğine ve O’ndan başka ilah olmadığına ve ondan başka ortak koşulanların batıl olduğuna delil getirdi, kavmine dedi ki: (İbrahim dedi ki: İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın, neye taptığınızı düşüdünüzmü? İyi bilinki, onlar benim düşmanımdır: Ancak Alemlerin Rabbı (benim dostumdur) Beni yaratan ve bana doğru yolu gösteren O’dur. Beni yediren, içiren o’dur. Hastalandığız zaman bana şifa veren O’dur. Benim canımı alacak, sonra beni diriltecek O’dur. Ve hesap günahlarımı bağışlayacağını umduğum O’dur. Rabbim! Bana hikmet ve ve beni iyiler arasına kat.) (8)

(S: 441) Kim kulu yaratma, rızıklandırma, onu hiday ettme dünyada onu yaşatma ve öldürme, ahirette günahlarının bağışlamasıla tek kalırsa uluhiyette, ibadette, isteme, niyazda ve kendisine zillet gösterilmede de yanlız olmaya müstehaktır. Allah teala buyurdu ki: Allah ki, sizi yaratmış sonra rızıklandırmıştır, sonra, o hayatınızı sona erdirecek, daha sonra da sizi diriltecekti. Peki sizin Allah’a eştuttuğunuz ortaklarınız içine bunlardan birini yapabilecek var mı? Allah onların ortak koştuklarından münezzehtir ve yücedir) (9)

Hadiste kulların hidayet ve bağışlanma istedikleri gibi, bütün dini ve dünyevi menfaatlerini istemeleri Allah’ın sevdiğine delil vardır. Hadiste (şöyle buyruluyor): Sizden biriniz bütün hacetini rabbinden istesin, hatta koptuğu aman ayakkabısının derisini bile istesin”

Seleften bazısı namazda bütün ihtiyacını hatta hamurunun tuzunu, koyuun yemini bile istiyordu. İsrailiyatta şöyle vardır) Musa (A.S)dedi ki: Ya Rabbi benim için dünyadan bir hacet ortaya çıkıyor, senden istemeye utanıyorum. Buyurduki: İste, hatta hamurunun tuzunu ve eşeğinin yemini bile iste kul her ihtiyacını istediği zaman, Allah’a ihtiyaçını ve O’na olan muhtaçlığını ortaya koymuş olur, bunu da Allah sever.

(1) Kehf: 17 (2) Fatır: 2 (3) Zariyat 58 (4) Ankebut: 5) Hud: (6) A’raf. 23 (7)Hud: 47) (8) Şuraa:75-83 (9) Rum: 40

Selefin bazısı dünya mashatlarını Allah’tan istemeye utanıyordu, sünnete uymak daha evladır üstündür)

Hepiniz dalalettesiniz, ancak benim hidayet ettiğim müstesna”Bazısı bunun İyadbin Hamma’ın Peygambe (sav)’den rivayet ettiği şu hadise zıt olduğunu zannettiler: Allah azze ve celle buyuruyorki: Ben kullarımı hanifler hakka meyili, şirkten uzak) olarak yarattım” bir rivayette de: Mülümanlar olarak yarattım şeytanlar onları satırdı (1), öyle değildir zıt değildir, çünkü Allah Adem oğlunu islamı kabul üzere yaratmıştır, olan başkasından islama meyilli ve islami kabullenmeyeye tekli ve hazır durumda yaratmıştır, fakat kulun islami bilfiil öğrenmesi gerekir, çünkü öğremeden önce cahildir, bir şey bilmez Allah Tealabuyurduki: Allah sizin annelerinizin karnından çıkardı, siz hiçbir şey bilmiyordunuz) (2) Peygamberine de buyurduki: (S: 442) Seni şaşırmış buyurupta yol göstermedi mi?) (3). Bununla murad seni bilmez, olarak buldu, sana kitap ve hikmet öğretmemişti, Allah teala buyurduki: İşte böylece sanada emrimizle kuranı vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık) (4) İnsan hakkı kabul üzere yaratılmış olarak doğar eğer, ona Allah hidayet verirse, ona hidayete öğretecek bir sebep kılar, kabiliyet ile hidayette olduktan sonra bil fiil hidayette olmuş olur, eğer Allah onu zelil kılarsa onun fıtratını değiştirecek şeyi öğretecek kimseyi ona musallat eder, rasullah (s.a.v) buyurduki: Her doğan fıtrat üzere doğar, anne babası onu Yahudi, veya hıristiyan veya Mecusileştirir” (5)

Mü’minin Allah’tan hidayet istemesine gelince, hidayet iki çeşittir: (A) Mücmel hidayet, o hidayet iman ve islam hidayet olmaktır, ve o mü’min için gerçekleşmiştir., (B) Mufassal (tafsilatlı,d etaylı) hidayet, o da iman ve islamın parçalarını bilmeyen hidayet ve bunun üzerine yarım istemektir, buna bütün mü’minler gece gündüz muhtaçtır. Bunun için Allah teala kullarına her rekattan namazlarında: Bize doğru yolu göster. (6) ayetini okumalarını emretti. Peygamber (s.a.v) gece duasında şöyle diyordu: İhtilaf olunan hak hususunda beni hidayet et, muhakak ki sen dilediğini doğru yola iletirsin.” (7)

Bundan dolayı hap şurana şöyle denilir: Yerhamukellah (Allah sana rahmet etsin) O’da Allah sizi hidayet etsin yehdikümüllah) der. Irak fakihlerinden bir kısmı bunu inkar etse de, müslümanın hidayetle dua edilmesine ihtiyaç yoktur zann etselerde, sünnet böyle gelmiştir, alimlerin çoğunluğu onlara muhale etmiştir. Peygamber (s.a.v) Ali’ye Allah’tan doğruluk ve hidayet istemesini emretti (8) Hasan’a vitir kunutunda şöyle söylemesini öğretti:

Allah’ım hidayet ettiğin kimseler içerisinde beni de hidayet et.” (9)

(S:443) Günahlardan istiğfar ise: Mağfiret talep etmektir, kulun en muhtaç olduğu şeydir, çünkü gece güdüz hata ediyor, kuranda tevbe ve istiğfar çok tekrar edildi, o ikisine teşvik edildi, ve emredildi. Tirmizi ve İbni Mace enes (r.a)’den Peygamber (s.a.v)’den şöyle buyurduğunu tahric etti: Her Adem oğlu çok hatalıdır, hatalıların en hayırlısı çok tevbe edenlerdir”

Buhari Ebu Hureyre (r.a)’den peygamber (s.a.v)’in şöyle buyurduğunu tahric etti: Vallahi ben Allah’a günde yetmişten fazla tevbe ve istiğfar ediyorum.” Bunu Nesai ve ibni Mace’de tahric etti, o ikisinin lafzı: Ben her gün Allah’a yüz defa tevbe ve istiğfar ediyorum” Müslim eğer El Müzeni’den tahric etti: O peygamber (sav)’işöyle buyuruyorken işitmiş: Ey insanlar! Rabbınıza tevbe ediniz, ben O’na günde yüz defa tevbe ediyorum” Bunu Müslim’de tahric etti, Lafzı: Ey insanlar Rabbınize tevbe ve istiğfar ediniz, ben her gün o’a yüz defa tevbe ve istiğfar ediyorum”

İmam Ahmed Huzeyfe (r.a)’den şöyle dediğini tahric etti: Benim ehlime karşı keskin bir dilim var (ağzıma geleni söylüyorum), başkasına böyle değilim, bunu peygamber (sav)’e

(1) Sahihtir, Müslim ve Ahmed tahric etti. (2) Nahl: 78 (3) Duha: 7 (4) Şura: 52 (5) Fatiha: 6 7) ebu Seleme’den, O’da Ayşe’den Ahmed, Müslim, Ebu Davud ve Tirmizi tahric etti. (8) Sahihtir, Ahmed, Müslim, Ebu Davud ve Nesai tahric etti. (9) Hasan’dan Ahmed, Ebu Davud, Tirmizi ve Nesai tahric etti.

zikrettim, buyurduki: Ey Huzeyfe istiğfar nerede? Ben hergün yüz defa Allah’a istiğfar ediyorum”

Ebu Musa Peygamber (sav)’in şöyle buyurduğunu rivayet etti: Ben Allah’a yüz defa tevbe istiğfar ediyorum”ebu Musa peygamber (s.a.v)’in şöyle buyurduğunu tahric etti: (S: 444) Biz oturuyorduk peygamber (s.a.v)’gelip ve buyurduki: Kesinlikle hiçbir kere sabahlamadım ki ben Allah’a yüz defa istiğfar etmiş olmayayım” İmam Ahmed, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai ve İbni Mace İbni Ömer’den şöyle dediğini tahric etti. (Biz bir mecliste sayıyorduk, rasulullah (s.a.v) yüz kere: Rabbım beni bağışlamayı tevbemi kabul buyur, muhakkak ki sen tevbeleri kabul eden ve çok merhamet sahibin” Nesai Ebu Hureyre’den şöyle dediğini tahric etti: Ben Rasulullah (sav)’den daha çok: Estağfirullah ve etübü ileyh diyen görmedim”

İmam Ahmed Ayşe (r.a)’den dediğini tahric etti: Peygamber (sav) şöyle diyordu: Ey Allah’ım beni iyilik yaptığı zaman sevilen, kötülük yaptığı zaman istiğfareden kimseleden kıl” (1) Geri kala sözü istiğfar konusunda daha sonra zikredeceğiz inşa Allah.

Ey kullarım siz bana zarar ve fayda vermezsiniz” Yani kullar Allah’a fayda ve zarar verme gücüne ulaşamazlar, çünkü Allah teala kendi zatında zengin ve övülendir, kulların taatına ihtiyacı yoktur, faydası kendisine dönmüyor, ancak fayda kullara dönmektedir, masiyetlerinden dolayı da zarar görmez, ancak kullar kendileri zarar görürler, Allah teala buyurduki: Küfürde sürat gösterenler seni üzmesin, muhakkak ki onlar Allah’a hiçbir zarar veremezler) (2) Ve: Kim topukları üzerine geri dönerse Allah’a hiçbir zarar veremez)(3) Peygamber (sav) hutbesinde şöyle buyuruyordu: Kim Allah ve rasulüne asi olursa muhakak ki azmıştır, ancak nefsine zarar vermiştir, Allah’a hiçbir zarar veremez ‘ (4) Allah azze ve celle buyurduki: Şayet küfrederlerse, muhakkak ki göklerde ve yerde olanlar Allah’ındır, Allah zengindir,övülendir) (5) Musa’dan hikaye ederek buyurduki: Musa dedi ki: Eğer siz ve yeryüzünde olaların hepsi nankörlük etseniz, bilinki, Allah gerçekten zengindir, hamdedilmeye layıktır) (6) Ve buyurduki: (S: 445): Kim inkar ederse bilsin, ki, Allah bütün alemlerden müstağnidir.) (7) Ve: Onların nimietleri ne de kanları Allah’a ulaşır, fakat O’na sadece sizin takvanız ulaşır) (8)

Manası: Allah kullarının kendinden korkmasını ve kendisine itaat etmesini seviyor, onların kendisine asi olmasını sevmiyor, onun için üzerinde şişeceği ve içeği bulunan çölde kaybolan ve onu arayıp bulamayn yorgun, düşen, ümidini kesen, hayattan ümidini kesen, sonra uyuyan, ve uyandıktansonra sonra hayvanını yanında durur vaziyette gören adamın sevincidne daha fazla, Allah tevbe edenlerin tevbesine sevinir, bu kulun düşündüğü en büyük sevinçtir. Bütün bunlar Allah’ın zengiliği en muhtaç olmamasıyla birliktedir, tevbenin menfaatı kullarına dönmektir, bütün bunlar O’un cömertliğinin ve kullarına ihsanının mükemmelliğidendir, onların menfaatını istediğiden, korkmalarını, itaat etmelerini ve kendisine yaklaşmalarını seviyor, günahları kendinden başkasının bağışlamadığını bilmelerini ve bütün günahları bağışlamaya gücünün yettiğini bilmelerini istiyor. Abdurrahman bin Ğanm’ın Ebu Zer’den rivaye etttiği (kutsi) hadis şöyedir: Sizden kim benim bağışlamaya gücümün yettiğini bilir de, sonra benden bağışlama dilerse bağışlar, umursamam”

Sahih’te peygamber (sav)’den rivayet edildiki: Bir kul bir günah işledi ve dedi ki: Ya Rabbi! Ben bir günah işledim, beni bağışla. Allah teala buyurduki: Kulum kendinin günahları bağışlayan ve günahtan dolayı hesaba çeken bir Rabbi olduğunu bildi, ben kulumu affettim” (1) Ali Bin Ebi Talib’ rivayet ettiki: Peygamber (sav) hayvanına bindiği zaman üç

(1) Ahmed, İbni Maace ve Taberani tahric etti. senedinde Ali bin Zeyd bin Cüd’an var, zayıftır. (2) Kitaptaki verilen ayet numura yanlış hangi ayet olduğunu bulamadım, mütercem) (3) Ali İmran: 144 (4) Ebu Davudu, Taberani Kebir’de tahric etti, isadında meçhul vardır, O’da iyad ele Medeni’dir. (5) Nisa: 131 (6) İbrahim: 8 (7) Ali İmran: 97 (8) Hac: 37

defa Allah’a hamdeder, üç defa tekbir getirir ve şöyle derdi: Seni tesbih ederim, ben nefsime zulmettim, beni bağışla, çünkü günahları ancak sen bağışlarsın, sonra güldü ve buyurduki: Kulu şöyle deyince Rabbın sevinir. Rabbim günahlarımı bağışla” imam Ahmed ve Tirmizi tahric etti ve doğruladı.

(S: 446) Sahih’te peygamber (sav)’den şöyle buyurduğu rivayet edildi: Vallahi Allah kullarına annenin çocuğuna olan merhametiden daha merhametlidir” Zinnun’un ashabından biri tavaf ediyor ve diyorduki: Ah kalbim nede, kalbimi kim buldu? Bir bir sokağa girdi, ağlayan bir çocuk gördü, annesi de ona vuruyordu, nereye gideceğini ve ereye yöneleceğini bilmiyordu, kapının ağzına geldi, ağlamaya ve ey anne kapıyı sen kapatırsan bana kim kapı açacak demeye başladı. Sen beni kovarsan beni kim yakınlaştıracak? dedi annesi acıdı, kapının aralığından baktı çocuğunu göz yaşları iki yanağından akıyor ve toprağa beklenmiş olarak gördü ve kapıyı açtı, onu kucağına aldı, öpmeye başladı ve şöyle dedi: Ey gözümün aydınlığı ve nefsimin azizi, nefsini benim nefsime taşıttıran, sıkıntıya koyan sensin, eğer bana itaat etsen benden hoşlanılmayacak birşey görmezsin, genç vecde geldi (kendinden geçti, coştu) sonra kalktı ve :Kalbimi buldum, kalbimi buldum, diye bağırdı.

Allah tealaın şu ayeti hakkında düşünün: Yine onlar ki, kötülük yaptıklarında, ya da kedilerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlayıp günahlarıdan dolayı hemen tevbe istiğfar ederler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki!) (1) Bunda günahkarların günahlarıın bağışlanması hususunda Allah’tan başka sığınacakları kimse olmadığına işaretti. Yine savaştan geri kalan üç kişi hakkında buyurduki: Yeryüzü, genişliğine rağmen olara dar gelmiş vicdanları kedileri sıktıkça sıkmıştı. nihayet Allah’tan (O’nun azabından) yine O’a sığınmaktan başka olmadığnı alamışlardı. Sonra eski hallerine dönmeleri için Allah onların tevbesini kabul etti. çünkü Alah tevbeyi çok kabul eden, pek esirgeyendir) (2) Onların tevbesini Allah’tan başka bir şey olmadığına inandıklarına tertib etti, çünkü kul bir yaratılmıştan korkarsa, ondan başkasına kaçar, fakat Allah’tan korkana gelince, ancak O’ndan başka kulun sığınacağı, kaçacağı yeri yoktur, peygamber (sav) duasında şöylediyordu: Senden yine, senden başka sığınacak yoktur” (3) Ve şöyle diyordu: Rızan ile senin gazabıda, aaffınla ve senden sana sığınıyorum” (4) S: 447) Fudayl bin İyaddedi ki: Geceni karanlıkları gelip, gece örtüsün, idirince Allah şöyle nida eder: Benden daha büyük cömert kimdir, yaratıklara bana asidirler, ve ben onlar gözetliyorum, bana asi olmamaları gibi onları yataklarında koruyorum, benimle kendi aralarında günah işlememişler gibi oların korumasını üstleniyorum, asiye fazla ile cömertlik yapıyorum, kötülük yapana fazlımla muamele ediyorum, kim bana dua etmiş te ona icabet etmemişim, veya kim benden istemiş te vermemişim, yoksa kim benim kapımda diz çökmüş te ben onu uzaklaştrımışım, Fazıl benim fazıl da bendedir, ben cömertim, cömertlik ve bendendir, kulun istediğini ve istemediğini vermem de benim keremimdendir, tevbeednee sanki bana asi olmaıyş gibi verişmdebenim keremimdendir, yaratıklar benden nereye kaçıyorar? Asiler benim kapımdan başka nereye sığınıyorlar? Bunu Ebu Nuaym tahric etti.

Birisi bu manada şöyle dedi:

Kötülük yaptım,iyilik yapmadım tevbe ederek sana geldim köle efendilerinden asıl kaçar Mağfiret umuyor, eğer zannı yanılırsa yeryüzündeondan daha zararlı kimse yoktur.

Ey kullarım! Eğer önceleriniz, sonralarınık, insanlarınız,cinleriniz sizden takva ehli bir adamınkalbi üzere olsalar, bu benim mülkümden bir şey ziyadeleştirmez, ey kullarım eğer sizin önceleiniz, sonralarnıız, insanlarınız,cileriniz sizden en fasık bir adamınkalbi üzere olsa,bu benim mülskümden bir şey noksanlaştırmaz” Bu yaratıkların itaatıyla, velev ki hepsinin takvalı olmalarıyla, mülküün artmadığına, asilerin masiyeti seebiyle de, velevki

(1) Ali İmran:135 (2) Tevbe: 118 (3) Sahihtir, Bera bin Azib’tenBuhari, Müslim, ve Tirmizi ve Tirmizi tahric etti. (4) Sahihtir,Ayşe (r.a)’de Müslim, Ebu Davud ve Nesai tahricetti.

insanların cilerin hepsi fasık bile olsalar mülkünün noksanlaşmayacağına işarettir. Çünkü Allah zatı itibariyle zengidir, zatında sıfatında ve fiillerinde mutlak kemal sahibidir, mülkü tamdır, hiçbirşekilde noksanlaşmaz.

Biri dedi ki:Yaratıkları bu şekilde yaratmış olması başka şekillerinden daha mükemmeldir. (S: 448) Varlığı, başkasıda yokluğundan hayırlıdır, içindeki şer ise izaafi, nisbidir.her vecihle yokluğu varlığndan hayırlı olacak şeklide mutlak şer değildir,bilakis varlığı yokluğudan daha hayırlıdır, bu rasulluh (sav)’inHayır senin elidedi” Ve Şer sanadeğildir sözünün manasıdır, yani yokluğu varlığından daha hayırlı olan halisşer sein mülkünde yoktur, çünkü Allah yaratılarını hikmeti ve adaleti gereğince yaratmıştır, bir kismi fazilet bakımından özel kılmıştır, bazılarnıı da adaleti bırakmıştır (fazilet sahibi kılmamıştır), vebunda da bir hikmeti vardır.

Bunda görüş vardır, bu hadistekine zıttır. Eğer yaratıkların hepsi takva ve iyilikçe en mükümmel olsalar, bu oun mülkünüsinek kanadı kadar bile artırmaz, eğer yaratıkarı fasıklıkta, en fasık yaratık gibi olsalar, mülküden hiçbirşey eksiltmez, mülkünün hangi vecih üzere olursa olsun mükemmel olduğuna işarettir, taat dolayısıyla artmaz, masiyet dolayısıyla da eksilmez, ona hiçbirşey tesir etmez.

Bu kelamda takva ve fasıklıkta asıl olanın kalp olduğuna delil vardır: Eğer kalp iyi ve takvalı olursa azalırsa takvalı, olur, kalp fasık olursa, azalar da fasık olur, peygamber (sav) buyurdu ki: Takva işte burdadır, ve göğsüne işaret etti.” (1)

Eğer önceleriniz, sonlarınız, insanlarınız, cinleriniz yüksek bir yerde dursalar ve benden isteseler, herkese istediğini veririm, bu benim mülkümden ancak iğnenin denizden noksanlaştırdığı kadar noksanlaştırır” Bununla murad: Kudretinin ve mülkünün mükemmelliğini zikretmektir, mülkü ve hazineleri vermekle bitmez, eğer cinlerden ve insanlardan öncekilere ve sonrakilere bütün istediklerini bir makamda verse, mülkü bitmez. Bunda yaratıkları kedinden isteyene ve ihtiyaçlarını kendine bildirmeye teşvik vardır.

Sahihaynde Ebu Hureyre (r.a)’den peygamber (sav)’in şöyle buyurduğu rivayet edildi: Alllah’ın eli doludur, vermek o onu noksanlaştırmaz, gece güdüz cömerttir. (S: 449) Rabbinizin gökler ve yerler yaratıldığından beri verdiğini görmediniz mi, O’nun sağındakini eksiltmemiştir.” Sahihtir Sahihi Müslimde Ebu Hureyer’den peygamber (sav)’in şöyle buyurduğu rivayet edildi: Sizden biriniz dua ettiği zaman Ey Allah’ım dilersem beni bağışla demesin, fakat azmetsin, rağbetini büyük tutsun, çünkü Allah hiçbir şeyi büyük görmez, onu verir” Ebu Saidi Hudri’ dedi ki: Allah’a dua ettiğiniz zaman isteği yüksek tutun, çünkü Allah’ın katındaki bitmez, dua edince azmedin, çünkü Allah için hoşa gitmemek yoktur.

İsrailiyatın bazısına Allah teala buyuruyorki: Sıkıntılar benim elimdedir, için benden başkası umulur mu? Ve ben Hay ve Kayyumum? Hazinelerin anahtarları bendeyken benden başkası umuluyor, ve kapısı çalınıyor, ve benim kapım beni çağıran için açıktır, kim beni bir musibet için ümid etti, ben onun ümiduni kestim, veya kim büyük bir iş için beni ümit etti de onun ümidini kestim, veya kim benim kapımı çaldında ona açmadım, ben emellerin kesiliyor?

Ben cimri miyim kulum beni cimri kılıyor? dünya ahiret, bütün kerem fazla benim değil midir? ümit edenlerin bana ümit beslemlerine engel nedir? Dünya bütün kerem fazla benim değil midir? ümit edenlerin bana ümit beslemelerine engel nedir? eğer gök ve yer ehlinin hepsi toplansa, hepsine versem, hepsini arzusunu yerine getirsem, benim mülkümden bir zerre noksanlaşmaz, onu ayakta tutan benim, mülk nasıl oksanlaşır, rahmetimden ümit kesenlere azap olsun, bana asi olan ve haramlarını işleyene azap olsun.

Bu benim mülkümde ancak iğnenin denizden oksanlaştırdığı kadar noksanlaştırır” Katındakinin kesinlikle noksanlaşmadığının kesin ifadesidir. Allah teala buyurduki: Sizin yanıızdaki biter, Allah’ın yanındaki ise kalıcıdır) (2), Çükü deize iğne daldırılsa denizden bir şey noksanlaşmaz, denizden bir serçe içse yine böyledir. Hızır Musa (A.S)’ya kendilerinin

(1) Ebu Hureyre’den Ahmed, Müslim ve Tirmizi tahric etti. (2) Nahl: 90

İlminin Allah’ın oranla böle olduğunu örnek verdi. (S: 450) cenettekiler ve içerisindeki yiyecekler de öyledir, Allah tealaın buyurduğu gibi eksilmez: (Tükenmeyen ve yasaklanmaya sayısız meyveler içindedirler: (1) Her bir meyve koparıldığında aynısı yerine gelir”

İkimisli” şeklinde de rivayet edildi, cennet meyveleri ebediyyen noksanlaşmaz, buna peygamber (sav)’in güneş tutulması hutbesindeki şu sözü işarettir: Cenneti gördüm, ordan bir salkım üzüm yedim, eğer onu alsaydım, dünya kaldıkça ondan yerdiniz” Bunu Bahiri Ve Müslim İbni Abbas’tan tahric etti, bunu imam Ahmed Cabir’den tahric ettti. lafzışudur: Eğer onu getirseydim, gökler ve yer arasında bulunan ondan yerdi, ve ondan bir şey noksanlaştıramazlardı” cennet, ehlini yediği kuş etinde canlıyken olduğu şekline geri dönüyor ve oda hiçbirşey ek silmiyor. (2) Bu peygamber (s.a.v)’den senedinde zayıflık bulunan bir çok vecihle rivayet edildi. Bunu Ka’b söyledi. Ebu Ümame el Bahili’den şöyle dediği rivayet edildi: İçecekte böyledir, bitene kadar içilir, sonra geri yerine döner.

Salih alimlerden biri ölümünden sonra rüyada görüldü, ve dedi ki: Sizden ayrılalı bir parça piliç eti yedim siz cennet yiyeceğiin bitmediğini bilmiyor musunuz? Allah katındakinin bitmeyişinin sebebi Tirmizi ve İbni Mace’in tahric ettiği hadisteki Allah tealanın şu sözüle açığa kavuşmuştur. Bu da benim cömert vacid macid oluşumdandır, ve istediğimi yaparım, ver işm söz, azabım sözdür, bir şey hakkında benim işim ona ol deyişimdir, hemen oluverir” S: 451) Allah teala buyurdu iki: Bir şey yaratmak istediği zaman O’nun yaptığı ol demekten ibarettir, hemen oluverir” (3) Ve: Biz bir şeyin olmasını istediğimiz zaman, ona söyleyecek sözümüz sadece ol dememizdir. Hemen oluverir.) (4)

Bezzar’ın müsnednde (5) Nazar bulunan bir isnadla Ebu Hureyre (r.a)’den peygamber (sav)’in şöyle buyurduğu rivayet edildi: Allah’ın hazineleri sözdür, Allah bir şey diledi mi ona: Ol” der, hemen oluverir” Allalh teala bir bağışta bulunacağı veya azap edeceği zaman ol, der, hemen oluverir, Allah teala buyurduki: Allah nezdine İsa’ın durumu, Adem’in durumu gibidir. Allah O’nu topraktan yarattı, sonra ona ol” dedi ve oluverdi. (6) Bazı İsrailiyet eserlerine şu var: Allah Musa (a.s)’ya vahyetti ki: Ey Musa saltanat benim oldukça binden başkasından korkma, benim saltanatım devamlıdır, kesilmez, ey Musa, hazinelerim dolu oldukça, rızka ehemmiyet verme, ebediyen hazinelerim bitmez, ey Musa beni dost bulduğudan başka ünsiyet kurma, beni ne zaman istersen bulursun, ey Musa sırattan cennete geçmedikçe benim tuzağımdan emin olma.

Birisi dedi ki:

Tamam üzere yaratılmışa boyun eğme ve senden die zarar vermektir.

Allha’ın hazinelerinden rızık iste çünkü o hazineler kefile nun arasındadır. (Kün ol) emrindedir.

Ey kullarım! Bu sizin amellerimizdir, sizin için sayıyor, sonra onun karşılığını tam olarak size vereceğim” Yani Allah kullarının amellerini yazıyor, sonra onların karşığını olara vercektir, bu Allah tealanın şu kavlidir” Kim zerre ağırlığınca hayır yaparsa, onu görür kim zerre ağırlığırca şer yaparsa onu görür) (7) Ve: (S: 4527 Ve yaptıklarını hazır buldular, Rabbın kimseye zulmetmez) (8) Ve herkesin iyilik olarak yaptıklarını da kötülük olarak yaptıklarını da karşısına hazır bulduğu güde insan isteyecek ki kötülükleriyle kendisi arasında uzun bir mesafe bulunsun) (9) Ve: O gün Allah onların hepsini diriltecek ve yaptıklarnıı kendilerine haber verecektir. Alah oları bir bir saymıştır. Onlar ise unutmuştur) (10) Sonra tam karşılığını size vereceğim” Zahiri kıyamet günü tam karşılığının verilmesi muraddır, Alah tealanı buyurduğu gibi: Kıyamet günü ecirlerinizi tam alacaksınız) (11) Dünya ve ahirette amellerinin karşılığının kullara ödenmesi de

((1) Vakıa: 32-33 (2) Ebu uaym Hilye’de tahric etti. (3) Yasin : 82 (4) Nahl: 4 (5) Zayıftır, Ebuş şeyh (azamette” tahri ceti. (6) Ali imran: 59 (7) Zelzele: 7-8 (8) Kehf: 49 (9) Ali imran: 30 (10) Mücadele:6 (11) Ali İmran: 185

muhtemeldir, şu ayette olduğu gibi: Kim bir kötülük yaparsa, onunla cezalanlandırır.) (1), Peygamber (sav)’den edildiki: Bunu mü’minler kötülüklerinin cezasını dünyada görür, iyiliklerinin karşılığı ise ahirete bırakılır diye tefsir etti. Kafir ise iyiliklerinin mükafatı dünyada tam verlir, kötülükleri bırakılır, ve kötülükler için ahirette cezalandırır. Şer karşığında Allah’ın bileceği miktara kadar katlanarak mükafatlandırır. Şer karşılığıda Allah’ın bileceği miktadarda kadar katlanarak mükafatlandırılır, Allah teala buyurduki: sabredenlere mükafatları hesapsız verilir) (2)

Kim hayır bulursa Allah’a hamdetsin, kim bundan başka bir şey bulursa, nefsinden başkasını kınamasın” Bu hayrın tamamıın Allah’ın fazlı olduğuna ve kulu istihkakı olmadığına, şerrin ise tamamının nefsinin hevasına tabi oluşudan kaynaklandığına işarettir, Allah teala buyurduki: sana iyilklikten ne dokunsa, ve Allahtandadır, kötülükten de ne dokunursa, o nefsindendir. (3).

Ali (r.a) dedi ki: Kul ancak rabbını umar, ve ancak günahından korkar, Allah bir kulun başarısını ve hidayetini dilerse, ona yardım eder ve itaatına muvaaffak kılar, bu kendisinden bir fazl ve rahmettir ,bir kulu da alçaltmayı dilerse, onu nefsiyle bırakır, kendisiyle nefsini yalnız başına bırakır, şeytanAllah’ın zikrinden gaafil olduğu için ona vesvese verir. (S: 453) Nefsine tabi olur v e ifrata gider, ve bu Allah’tan gelen adalettir, çünkü kitap indirmek ve elçi peygamber (sav) göndermekle delil ayaktadır, peygaberlerden gönderildikten sonra, insanlardan hiçbirinin Allah’a karşı bir delili olamaz.

Kim bir hayır bulursa Allah’a hamdetsin, kim bundan başka bir şey bulursa, nefsinden başkasını kınamasın” Eğer bununla murad, kim dünyada bunu bulursa, ise salih amelinin mükafıtına karşı Allah’ a hamdetmesi emredilmiş olur, Allah teala buyurduki: Erkek veya kadın, mü’min olarak kim iyi amel işlerse, onu mutlaka güzel bir hayat ile yapatırız. Ve mükafatlarını, elbette yapmakta olduklarının en güzeli ile veririz) (4) yine dünya yaptığı günahların karşılığı gördüğü cezadan dolayı da nefsini kınamakla emredilmiş olur. Alllah teala buyurduki: En büyük azaptan önce, onlara mutlaka en yakın azaptan tattıracağız; olur ki imana dönerler (5) Mü’mine dünyada bir bela isabet etse nefsini kınar, ve bu kendisini Allah’a tevbe ve istiğfar etmeyedaveteder.

Müsned ve Ebu Davud’un sünende (6) Peygamber (sav7’in şöyle buyurduğu rivayet edildi: Mü’mine bir hastalık isabet etse, sonra Allah o hastalıktanona afiyet verse (şiaf verse) geçmiş günaalrına keffaret olurve gelecek ömrü için bir öğütolur, münafık hastalanıpta şifa verilince,sahibinin bağladığı,sonra çözdüğü yük devesi gibi olur, niçin bağladıklarını ve niçin çözdüklerini bilmez” Selmanı Farisi dedi ki:Mü’mine belagelir, geçmiş için keffaretkalan için kınama olur, kaafirede bela gelir onun misali serbest bırakılmış yük devesigibidir, niçin bağladığınıve niçin çözüldüğünü bilmez.Eğer murad kim ahirette hayır bulursa manası ise, bu durumda ahirette hayır bulan kişinin Allah’a hamd edeceğini ve hayırdan başka bir şey bulanın da nefsi kınamanınfaydavermediği günde nefsinikınayacağınıhaberveremk olur, ve bu durumda kelamın lafzı emir,manası ise haber olmuş olur, rasulullah (sav)’inşu hadisi gibi: Kim bana kasten yalan uydurursa, cehenemdeki otutaracağı yeri hazırlasın” manası: Peygamber (sav)’e yalan uyduranın cehenemdeki oturacağı yeri hazırlanyor, demektir.

(S: 454) Allah teala verdiği rızıklardan dolayı cennet ehlinin Allah’a hamdettiklerini haber verdi,buyurduki: (Cennette) onların altlarından ırmaklar akarken, kalplerindekinden ne varsa hepsini çıkarıp atarız. Ve onlar derler ki: Hidayetiyle bizi bu nimete kavuşturan Allah’a hamdolsun. Alllah bizi bu yola iletmeseydi, kendiliğimizden doğru yolu bulacak değildik (7) Ve buyurduki: onlar bize verdiği sözde sadıkolan vebizi dilediğimizyerinde oturacağımız bu cennet yurduna varis kılan Allah’a hamdolsun) (8) Ve: Cennette şöyle derler. Bizden tasayı gideren Allah’a hamdolsu. Doğrusu rabbımız çokbağışlayan, çok

(1) Nisa: 133(2) Zümer: 10 (3) Nisa: 79 (4) Nahl: 97 (5) Secde: 21 (6) Ebu Davud sünenide tahric etti. fakat senedinde Ebu Manzur var. O mechuldür. (7) A’raf: 43 (8) Zümer: 74

nimet verendir. O rab’ki lütfuyla bizi asıl oturulacakyurda cennete yerleştirdi. Artık orada bize ne bir yorğunluk, ne de orada bize bir usanç gelecektir) (1) Cehennem ehlinin nefislerini kınayacağını venefislerine şiddetli buğzedeceklerin haber verdi ve buyurduki0 Hesapları görülüp iş bitirilince, şeytan diyecek ki: Şüphesiz Allah size gerçek olanı vadetti, ben de size vadettim ama size yalancı çıktım. Zaten benim size karşı bir gücüm yoktu. Ben, sadece siziinkara çağırım, siz de benim davetime hemen koştunuz. o halde beni kınamayın, kendinizi kınayın) (2) Ve buyurduki: İkar edenere şöyle seslenilir: Allah’ın gazabı sizin kendiize olan kötülüğünüzden elbetedaha büyüktürZira siz imana davet ediliyorsunuz, fakat ikarediyorsunuz) (3) Selefi salih kusurdan ve amellerin kesilesinden dolayı nefsin kınasından sakınarak, salih amelleriçin çok gayret ediyorlardı.

Tirmizi4de (4) Ebu Hureyre’den merfu olara rivayet edildiki: Her birölü pişman olur, eğeriyiik sahibi biriyse çok yapmadığı için pişman olur, kötülüksahibi, ise, kendi nefsini ayıplamadığından dolayı pişman olur” Mesruk’a denildik: Yaptığın gayretlerin bazısında kusur işlesen? dedi ki: Vallahi eğer bana biri gelse,bana beni cezalandırmayacağınıhaber verse mutlaka ibardette gayret sarfederdim bu nasıldır?, deildi. Ta ceheneme girince nefsim beni mazur görüp, beni kınamayıncaya kadar, alah tealaın şu kavli sana ulaşmadı mı? Kendini kınayan pişmanık duyan nefse yemin ederim diriltikip hesaba çekileceksiniz) (5)

(S: 455) Onlar cehenneme girdikleri zaman zebaniler boyunlarına sarılınca, iştah duydukları şeyler engellenince ve temennileri kesilince ancak nefislerini kınıyorlar,Onlardan rahmet kaldırılmıştır, onlardan herbiri nefsinikıamaya yönelmiştir. Amir binKaysdiyordu ki: Vallahiçalışacağım, sonra vallahiçalışacağım, kurtuluursam, Allah’ın rahmeti sayesindedir, yoksa efsimi kınımam (6) İbni Ayya=’ın kölesi Ziyad İbnil Münkedir ve Safvanbin Süleym’e diyorduki: cjiddiyetli olun, sakının sakını eğer iş umduğunugibi olursa, çokiş yapmış olmazsınız, yoksanefislerinizi kınamazsınız

Mutarrif bin Abdullah diyorduki: Amelde gayret ediniz, eğer iş ümit ettiğimiz gibiolursa, Allah’ın rahmetinden ve affındandır, bizim için dereceler olur, korktuğumuz ve sakındığmız gibi iş şiddetli olursa. (Rabbimiz! Bizi çıkar, önce yaptığımızın yerine iyi işler yapalım(7) demeyiz, amel yaptık, fakat bize fayda vermedi deriz.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar

HGS