«Tetavvu' Namazı»
Tetavvu' namazından murad : Nafile denilen nan. Nafile lügatta ziyade demektir. Şerîatte ise, farz, vacib ve olmayan bir şeyi yapmaktır. Sünnet ile. nafile arasında umum ve husus-u mutlak vardır. Heı* sünnet nafiledir. Fakat her nafile sünnet değildir.
Şürünbülâlî' (—1069) Dürer haşiyesinde şöyle diyor : utmam Ebu Zeyd dedi ki: Nafile ibadet farzlarda yapılan noksanlığı tamamlamak için meşru' olmuştur. Zira kul, derecesi ne kadar yükselirse yükselsin, hata ve taksirden hâli değildir. Hatta bir kimse farzı hiç kusursuz kilabilse, sünnetleri terk ettiği için muahaze olunmaz.»
Kıyamet gününde ameller tartılırken, yapılan farz ameller mî-zânı doldurmazsa, onlardan kalan açığın nafilelerle doldurulacağı hadîs-i Şerifle beyan olunmuştur. Bu sebeple" bütün ibadetlerin nafilesi vardır. Bunlar hep arzettif imiz maksada mebnî, meşru olmuşlardır. Binâenaleyh farz ibâdetleri yapanlar bunlardan da asla gaflet etmemelidirler. Son zamanlarda birçok kimselerin sünnet namazları terk etmek istediklerine bizzat şâhid olmaktayım. Bu zevat sünnetleri bırakıp, onların yerine kaza namazı kılmayı bahane ediyorlar. Bizce buna asla lüzum yoktur. Çünkü namazı kaza etmekle vâkıâ Allah'a olan borç ödenecektir. Fakat bu sefer sünnetleri terk etmekle Resûlüilah'a karsı yeni borç kapısı açılacaktır.
Malûmdur ki, Teâîâ Hazretleri kendi rızasını Rcsûl-ü Zişan'ımn rızasına talik etmiştir. Hal böyle olunca bize düşen hem kaza namazlarını hem de vakit sünnetlerini kılarak iki tarafı da razı etmeye çalışmaktır.
Bir takımları da nafile Hacca çatıyorlar. Bir adam bir defa hac edip borcunu ödedi mi artık hacca gitmemeli, oraya sarf edeceği parayı memleketin, milletin yararına harcamah imiş. Bizce bu da sakat bir düşüncedir. Çünkü her şeyden evvel bu fikre zâhip olanlar bu noktada dini yıkmak isteyen din düşmanları iie farkına varmadan birleşmiş oluyorlar. Yâni nafile hac için dinimizin düşmanı ne düşünüyor ve söylüyorsa; dostu da aynı şeyi söylüyor demektir. Bu ise dînini seven bir müsîümana asla yakışmaz.
Saniyen: îş bu dereceye" düşecek olsa, Şârî hazretleri ya bu nafile haccı hiç meşru kılmaz, yahut meşru kılsa bile onu ^on derece sıkı kayd ve şartlara bağlardı. Böyle bir şey bilmiyoruz. Bilâkis bütün eimme-İ kiram defalarca nâfiîe haccetmişler, bizlere de teşvikte bulunmuşlardır.
Sâlisen : Öyle bir zamandayız ki birçok müslümanlar maalesef farz ibadetleri bile bırakmanın çâresini aramaktadırlar. Binaenaleyh böyle bir zamanda biz onların kulaklarını «ibâdetlerinizi yapın» sesleriyle doldurmak mecburiyetindeyiz. Tâki bunları yapmaktan başka çâre bulunmadığına inanarak ibadete yatışsınlar. Bilâkis kulaklarını şunu yapmayın, bunu bırakın sedalarıyla okşarsak; beklediklerimiz de geliyor; diye sevinirler ve daha ziyade gevşerler. Fakirler, muhtaçlar vesaire yararına yapılacak hayır işlerine gelince: Bunları mutlaka ibâdetlerden kesmek lazımsa, buna münasip olan ibâdet zekâttır, sadakadır, öşürdür. Bize öyle gelir ki zengin müslümanlar zekâtlarını tam verseler zekât .alacak ehü bulmakta hayli güçlük çekerler. Bizce menedilecek yol hac yolu değil, Avrupa'ya, Amerika'ya daha bilmem nereye götüren sefahat yoludur.
Elhâsıl : Müslüman olan hangi ibadetten kıssam diye düşünmeye cefc, hangisini daha fazla yapsam diye çabahyacaktır.
Bazı fıkıh kitabİarımızda nafilelerin hîkmet-i meşruîyyeti beyan. edilirken, «Şeytanın tamamı kesmek için meşru olmuştur.» tâbiri de kullanılmıştır. Çünkü şeytan daha ziyade mutî kullara musallat olur ve onlara vesvese vererek farz ibadetleri yaptırmamaya çalışır. Bu çabalama karşısında farzdan önce ve sonra, farz olmayan ibadeti bile yapmak elbette onu gayzından çatlatır.[1]
383/279- Rebiatü'bnü Kâ'b - Eslemî Radiyallahu anhden rivayet- edilmiştir. Demiştir ki: Resûlullah {S.A.V.) bana :
— İste, dedi.
— Ben de senden cennette refakatini dilerim dedim.
— Bundan başka (bir istediğin) var mı? dedi.
— Dileğim bundan İbaret, dedim.
— O halde nefsinin muradı için çok nafile kılmakla bana yardım et; buyurdular.[2]
Bu hadîsi, Müslim rivayet etmiştir.
Musannif merhum sücûd kelimesini nafile namaz manasına almış ve hadîs-i Şerifi nafileye delîl getirmiştir. Secdeyi kendi mânasına kullanmaktan Musannifi men'eden karîne-i mâniâ, yalnız başına secde etmenin matlûp bir şey olmamasıdır. Zîra Resûlüllah (S.A.V.) namazsız secde etmezdi. Sücûd kelimesi farz namaz manasına da gelebilirse de fara namazlar her müslümamn borcu olduğundan burada nafile namaz mânasına alınmıştır. Zîra Resûlüllah (S.A.V.) Hz. Rebîa'yı umduğuna nail kılacak husûsi bir şeye "îrşad etmek istemişti.
Hadîsteki kelimesi iki türlü okunmuştur. Birincisine göre; hemze ile in ikisi de üstündür. Yani hemze istifham için, da âtıfadır. Bu takdirde mâna şöyle olur.
«Cennetde benimle beraber olmayı istemek pek büyük bir şeydir. Buna nail olmak güçtür. Olur ki sana verilmez. Binâenaleyh bununla birlikte başka bir şey de iste;
İkinci kırâatde kelime; şeklinde okunmuştur. «Yahut» demektir. Bu takdirde mâna :
«Benimle beraber olmayı bırak da başka bir şey iste. Çünkü o pek güç bir şeydir demek olur.»
Hadîs-i Şerîfte Hz. Rebîa'nin îman-ı kâmil sahibi, mertebelerin ve isteklerin en büyüğünü gözüne kestirecek kadar âli himmet dünyaya ve dünya şehvetlerine metelik vermeyen bir zâhid olduğuna delâlet vardır. Böyle zât hakkında ise, amellerin en makbulü namaz olacağı için Resûl-ü Ekrem (S.A.V.) muradına ermesinin ancak çok namaz kılmakla mümkün olacağını bildirmiştir.
Ebu Bekr-i Beyhakî (384 - 458) münâcâtmda şöyle diyor: «Nefsimin; Rabbisi kendisini yaratalıdanberi ömrü secdede geçse, yine azdır.»[3]
374/280- İbni Ömer Radiyaüahü anhümadan rivayet edilmiştir. Demiştir ki: Peygamber Sallaliahü Aleyhi ve Sellem'den on rek'at (namaz) belledim. İki rek'at öğleden evvel, iki rek'at da öğleden sonra, İki rek'at akşam namazından sonra evinde, iki rek'at yatsıdan sonra evinde, iki rek'at da sabah namazından evvel..>>[4]
Mü tef ek un aleyhdir.
Buharı ile Müslim'in bir rivayetinde : «İki rek'at da Cum'adan sonra evinde»,
Müslim'in rivayetinde: «Fecir doğduktan sonra hafif iki rek'attan başka namaz kılmazdı.» denilmektedir.
Akşam, yatsı, ve cum'amn sünnetlerini (evde) diye kayıtladığına göre, diğerlerini mescidde kıldığı anlaşılıyor. Hazretİ Peygamber (S. A.V.) sabah namazının sünnetini de evde kılardı. Hâvinin onu zikretmemesi herhalde meşhur olduğu için lüzum görmedi ğindendir. Vâkıâ Cum'amn sünneti ile rek'at sayısı oniki oluyorsa da İbni Ömer (R.A.) in «on rek'at belledim» demesi günlük namazlara nazarandır. Müslim'in yalnız rivayet ettiği hafif iki rek'at, on rek'atta dâhildir. Bu rivayet, kılınan iki rek'atın hafifliğini, ve fecir doğduktan sonra bunlardan başka nafile kılmaz idiğîni ifade ediyor ki Hanefilerle İmam-% Mâlîk'in (93 -179), Şafiî (150 - 204) nin ve bazı ulemânın mezhebi de budur. Hattâ İmam-% Mâlik'ten bu iki rek'atta yalnız fatihanın okunacağı rivayet edilir. Zira sûre veya âyet zam ederse, hafiflik .tasavvur edilemez. Ulemâdan bazıları Hz. Âişe (R. Anha) nın;
«O kadar çabuk kıldı ki bilmem fatihayı okudu mu» demesine bakarak «bu iki rek'atta hiçbir şey okumaz; yalnız tekbîr alır; azıcık durur, rükûa gider» diyorlar. Fakat bu kavi merduttur. Çünkü Kz. Âİşe'nin sözü mübalâğa içindir. Fecr doğduktan sonra şu iki rek'attan gayrı nafile kılmak mekruhtur, diyen Hanettlerîn delili bu hadîstir. Sabah namazının sünneti İmam-ı Mâlik'ten maada bütün mezhep imamlarına gore son derece müekket bir sünnettir. Hattâ İmam-ı Şam'dan (80 - 150) bir rivayete göre özürsüz oturarak kılınamaz. Onun için vaciptir diyenler bile olmuştur.
Bu hadîs nafilelerin farz için kılındığına delildir. Nitekim bun-, ların farzlardaki noksanlığı tamamlamak için meşru olduğunu babımızın başında zikretmiştik. İtnam-ı Ahmed bin Hanbeî (164 - 241) Ebu Dâvud, (202 - 275), İbni Mâce (207 - 275) ve Hâkim'in (321 -405) tahric ettikleri Temîm'ed Dâri hadîsinde şöyle buyrulmuştur.:
«Hz. Temim demiştirki: «ResûİülJah SallaUahü Aleyhi ve Selle/n: «Kıyamet gününde kulun ilk hesaba çekileceği şey namazıdır. Eğer onu tamam kıldı ise kendisine tam yazılacak; tamam kılmadı ise Allah meleklerine :
«Bakın kulumun bir nafilesini bulursanız onunla farzını tamamlarsınız; buyuracak; sonra zekât da böyle muamele görecek. Sonra bütün ameller buna göre ele alınacaktır; buyurdular.»[5]
375/281- Âişe radiyaîlahil anhâdan rivayet edilmiştir ki; Peygamber Sallaliahü Aleyhi ve Seîle7H öğleden evve! dört, sabahtan önce de iki rek'at (nafile namazı) bırakmazdı.»[6]
Bu hadisi. Buharı rivayet etmiştir.
Hadîs-i Şerif yukarda geçen İbni Ömer hadisine münâfî değildir. Çünkü buradaki ziyâdeyi Hz. Âişe biliyor, İbni Ömer bilmiyor; demektir. Ve caizdir ki İbni Ömer hazretlerinin rivayet ettiği iki rek'at burada Hz. Âîşe (R. Anha) nın zikrettiği dört rek'atda dâhil olsun. Çünkü Resûîüllan (S.A.V.) 'in bunları ikişer kılmış elması ve ibni Ömerlin yalnız iki rek'atını görmesi mümkündür. Maamafih o iki rek'atm başka namaz olması ihtimali de vardır. Nitekim Ebû Davudi Tirmizî tbni Mâce ve İbni Hvzeyme (223 - 311) nin rivayet ettikleri Ebu Eyyüb hadisinde şöyle buyrulmuştur:
«Öğle namazından önce aralarında selâm olmamak üzere kılınan dört rek'at namaz İçin gök kapıları açılır.» Taberânî (260-360) nin «El- Evsâf» nâmındaki eserinde rivayet ettiği Enes hadisinde dahi:
«Öğleden evvel kılınan dört rek'at namaz, yatsıdan sonra kılınan misli gibidir. Yatsıdan sonraki dört rek'at ise Kadir gecesinde kılınan misli gibidir.» buyurulmuşdur. Bu iki hadîs Ibnİ Ömer (R.A.) m rivayet ettiği iki rek'atin Âişe (R. Anha) hadîsîndeki dört rek'attan başka olduğunu te'yid ederler. Şu halde Hz. Peygamber (S.A.V.) öğleden evvel altı rek'at nafile kılmış oluyor. Fakat bazan dört, bazan iki kılmış olması da ihtimal dahilindedir. Bu takdirde Hi. Âîşe dört kıldığını rivayet etmiş İbni Ömer de iki kıldığını haber vermiş olur.[7]
377/282- «Bu da ondan rivayet edilmiştir. 73. Anha; demiştir ki: Peygamber Sallallahü Aleyhi ve Sellem nafilelerden hiçbirine sabah namazının iki rek'atına gösterdiği dikkat ve muhafazadan daha şiddetlisini göstermezdi.»[8]
Bu hadîs, Müttefekun aleyhtir. Müslim'in rivayetinde:
«Sabahın iki rek'atı dünya ve dünyadaki herşeyden daha hayırlıdır» buyrulmuştur.
Resul ül I ah (S.A.V.) in sabah namazmm iki rek’at sünnetim hazerde olsun, seferde olsun bırakmadığı sabit olmuştur. Bundan dolayıdır ki Hasan-t Basrî (21 - 110) hazretleri vücûbuna kail olmuştur,
Müslimin rivayeti yine Hz. Âişe'den olup, merfû'dur. Bu rivayette zikri geçen dünyadan murad yeryüzüdür. Dünyadaki her şeyden rnaksad da; dünyanın nimetleridir.
Hadîs-i şerif sabah namazının Tünnetini kılmak için terğip ve teşvike delildir. Bu iki rek'atın vacip olmadığı da aynı hadisten anlaşılmaktadır. Çünkü vacip olsa. terk edildiği zaman azap olunacağı zikredilirdi.[9]
379/283- «Ürnmü'l - Mü'minin Ümmü Habîbe RadiyaUdhü anhâ-dan rivayet edilmiştir. Demiştir ki; Resûlüllah Salîalîahü Aleyhi ve Sellem :
«Bir kimse günü ile gecesinde oniki rek'at namaz kılarsa, o namazlar sayesinde ona cennette bir ev yapılır» derken İşittim.[10]
Bu hadîsi, Müslim rivayet etmiştir.
Miislm'm mmii Habîbe (R. Anha) dan bir ri\âyetinde nafile kaydı vardır.
Tİrmizi'nin de (Ümmü Hablbe'dçn) buna benzer bir rivayeti vardır. Bunda «öğleden evvel dört rek'at, Öğleden sonra iki akşam namazından sonra i kî rek'at, yatsıdan sonra ikf rek'at, sabah namazından önce de iki rek'at denilmiştir.
Bejler'in Ümmü Habtbe'den rivayetinde ise, «Bİr kimse öğleden evve* clort, Öğleden sonra da dört rek'at namaz kılmaya devam aderse AHah onu cehenneme haram kılar» buyurmuştur.
Hadis-i şerifteki «Günü île gsctsî» nden murad: Her gün ve gecedir. TirmizVnm rivayeti MüsUnı'in rivayetini şerh ve tafsil etmiştir. Bu rivayette zikri geçen öğleden önceki dört rek'at Hz. Âîşe hadisinde beyan edilen dört rek'attır. Öğleden sonraki iki rek'at ile yatsıdan sonraki iki rek'at da İbnî Ömer- hadisinde «Evinde kılardı» diye kayıtlanan namazlardır. Sabah namazından önceki iki rek'at ise Hz. Âişe ite İbni Ömer (R. Anhüma) nîn yakarıda gördüğümüz hadîslerin de ittifakla rivayet ettikleri namazdır. Hadîsin sonundaki;
«Allah onu cehenneme haram kılar» cümlesinden murad: Cehenneme girmesini meneder demektir. Çünkü haram olan şeyden menediiir .[11]
382/284- «İbni Ömer Radiyallahil anhümâ'âzn rivayet edilmiştir. Demiştir ki: Resûlütlah Sallallahü Aleyhi ve Sellem :
«Allah ikindiden önce dört rek'at namaz kılana rahmet eylesin» buyurdular.[12]
Bu hadîsi, Ahmed, Ebu Dâvud, ve Tirmîzî rivayet etmiş; Tirmizi Hasen olduğunu da beyan eylemiştir. Onu İbni Huzeyme dahi rivayet etmiş ve sahihlemiştir.
Hadiste zikri geçen dört rek'at şimdiye kadar kaydedilen nafileler meyamnda geçmemiştir. Bunları da Tirmizî'nin rivayet ettiği nafilelere katarsak, farzlardan evvel ve sonra kılınan nafile namazlar onaltı rek'at oluyor. Bir de ikindiden önce yalnız iki rek'at meselesi varsa da «Her iki ezan arasında bir namaz vardır» hadîsi ona şâmildir.[13]
383/285- <>
1) Yusuf bin Halid Semtinin rivayetine göre vitir namazı vaciptir.
2) ATwA hiv Meryem'in rivayetine göre sünnettir. Diğer mezhep imamları ile Hanefiyye den îmam-ı Ebu Yusuf (113-182) ve tmam-t Muhmnmed (135-189)'in mezhebi budur.
3) Hammad b. Zeyd'ir. rivayetine göre farzdır. Hanefiyye'den tmam-î Züfer (110-150) bu kavli tercih etmiştir.
imam-ı Âzam'ın delifi :
Muhakkak ki Allah-ü Tealâ size bir namaz ziyade etmistir. Dikkat edin bu namaz vitirdir. Artık onu yatsı i!e fecir arasında kılın.» hadîs-î şerifîdir.
Bu hadisi ashab-ı Kiram'dan Amr b. As, ükbs bin Amir; İbnİ Ab. bas, Ibni Ömer, Ebu Said-İ Hudrî, Amr Bin Şuayb, Harice b. Huzafe ve Ebu Nadrati'l-Gıfârî radiyatlahü anhüm gibi birçok zevat rivayet etmişlerdir. Vakıa bu tariklerin hemen hepsinde söz götürür cihet bulunmuşsa da Kemal b. Hütnam (788-861) «Fethü'l - Kadir-» de bunları birer birer tetkik etmiş; neticede: «Böylece bu hadîsin Işî sahihlikte en mükemmel vecihte tamam olmuştur» demiştir.
Hadîsin vücuba delâleti birkaç vecihtedir:
a) Bu hadîste ziyâde Allah'a izafe edilmiş ve: «Allah size bir namaz ziyade etti» denilmiştir. Binaenaleyh vitir namazı vaciptir. Sünnet olsa idi, »Peygamber
ziyade etti» denilirdi. Çünkü sünnetler ancak Hz. Peygamber SoZZoZ-lahü Aleyhi ve Seîlcyne izafe edilir.
b) «Ziyade etii» demliyor.
Ziyade ancak vaciplerde tahakkuk eder. Zira bir aded ile mahsur olan yalnız vaciblerdir. Nafilelerin haddi hududu yoktur.
c) Bir şeyde ziyade, o şeyin cinsinden olmakla tahakkuk eder. Burada üzerine ziyade edilen şeyler farzlardır. Binaenaleyh ziyadenin de aynı hükümde olması icap eder. Ancak delil, kafî olmadığından vacip derecesinde kalmıştır.
d) Hadiste emir vardır. Emir ise vûcup ifade eder. Şimdi yine sadedinde bulunduğumuz hadîse dönelim.
«Kim bir rek'atla vitir yapmak isterse yapsın» ifadesinden anlaşılan; yalnız bir rek'at namaz kılmaktır. Filhakika birer rek'atla vitir yaptıkları ashab-ı kiramdan bir cemaattan rivayet edilmiştir. Muhammed Un Nasr ile başkaları, Saib b. Yezid'&en sahih fo\r isnadla şu hadîsi tahric etmişlerdir;
«Ömer bîr gece bir rek'atta Kur'an-ı Kerîm'i okudu, başka kılmadı».
Buharı (194—256), Muavîye'nin bir rek'atla vitir yaptığını, Ibni Abbas'ın da bunu doğru bulduğunu rivayet eder Fakat ne de olsa üç rek'atlı olduğunu ifade eden deliller daha kuvvetlidir, Hattâ Hasan-î Sosî-i (21—110) vitrin üç rek'ath olduğuna İcma-ı müslimin bulunduğunu rivayet etmiştir. Mezkûr rivayet tbni Ebi Şeybc'nin «Musanne/» indedir. Hz. Ebu Bekir, Ömer, Abadîle-i Erbaa (Dört Abdullah)[31] üe ekser Ashabın (R. Anhüm) ve fukaha-I seb'a (yedi fakih)[32] nın mezhebleri de budur.[33]
394/293- «AH bin Ebl Talib RadiyaUahü anh'âen rivayet edilmiştir. Demiştir ki: VIHr, farz derecesinde lüzumlu değildir. Lâkin Resulü İlah SaUaUahü Aleyhi ve SeMem'tn sünnet olarak kıldığı bîr sünnettir.[34]
«Bu hadîsi, Tîrmizî ile Nesâî rivayet etmiş; Hâkim onu hasen bulmuş ve sahihleşmiştir.
Hadîs .vitir vacip değildir diyen Cumhur-u Ulemâ'nin delîllerinden-dir. Nitekim yukarıda işaret etmiştik. Yalnız Hz. AH (R. AJ'ın bu hadîsinde, Asım b. Damre vardır ki, bu zat hakkında bir çokları söz etmiştir. Bunu Kâdl Abdurrahman «Bülûğu'l - Meram haşiyeler» inde zikretmiş ise de San'ânî böyle bir şey bulamadığından bahsediyor. Yalnız «Et-Takrîb» nam eserde : «Âsim b. Damrete'lr Meslûlî Kufî altıncı dereceden Sadûk (doğru söyleyen) bir adamdır. «74» tarihinde vefat etmiştir.» ibaresini gördüğünü naklediyor.[35]
395/294- <.
Hadîsin Buftan'deki rivayeti de buna yakındır. Görülüyor ki, mescide çıkmamanın sebep ve illeti, cemaata farz
olur endişesiymiş. Fakat «Namazlar beştir. Ama onlar yine ellidir. Ben de söz değişmez.»
Hadîsi, muvacehesinde bu ta'lil müşkildir. Öyle ya, değiştirmek endişesi yoksa, beş vakit namazın üzerine ziyade edileceğinden neden korkmalı?
Musannif bu suâle birçok cevaplar verildiğini nakletmiş, sonra bunların hiçbirini beğenmiyerek kendisi üç cevap vermiştir. Beğenmediği cevaplar şunlardır:
a— Çünkü Peygamber (S.A.V.)'in bir şeye devam buyurması ile o şey farz olur.
b— Hz. Peygamber (S.A.V.)'e Cenab-ı Hak vahyederek, bu namaza devem edersen, farz kılınmasına sebep olursun, demiştir.
c— Peygamber (S.A.V.) ile Astıab-ı Kiram'ın[37] bu namaza devam ettiklerini gören bir müçtehid farz olduğunu zan eder de farz oiur Çünkü müçtehîd bîr şeyin vücubunu zan ederse, o şeyle amel etmek kendisine lâzım olur.
d— Gece namazı Hz. Peygamber (S.A.V.)'e zaten vaciptir. Eğer sahabe de onunla birlikte bu namaza devam ederlerse, hepsine birden müsavat üzere farz olur.
e— Tahtavi'ye göre (—1231) Resûl-ü Ekrem (S.A.V.) yatsı namazının rek'atları çoğaltılır diye endişe etmiştir. Ve bu endişe hadîsine muarız değildir. Çünkü evvel emirde namazlar ikişer rek'at olarak farz kılınmıştı. Sonra nasıl dörde çıkarıldı ise burada da dördden daha yukarıya çıkarılabilir. Musannifin verdiği cevaplar da şunlardır :
a— Korktum ki bu sünnet size mescidde cemaatla farz olur.
b— Korktum ki gece namazı size farzı kifâye olur.
c— Korktum İd teheccüd namazı size mescidde farz olur. Musannif kendi verdiği cevaplardan bu üçüncüyü beğeniyor. Ve Zeyd ibni Sabii'in rivayet ettiği :
«Üzerinize farz kılınır diye korktum. Eğer farz olsa onu kılmazsınız. Binaenaleyh ey nâs evlerinizde kılın»
hadîsi bu cevaba imâ ediyor. Resûl-ü Ekrem (S.A.V.) onlara acıdığı için mescidde toplanmaktan men etmiştir. Çünkü toplanmak devam ederse şart niur» diyor.
Maamafih bu cevabı da San'âni (1059-1182) beğenmiyor. Diyor ki : Bunun
«Size gece namazının farz kılınacağından korktum» ifadesine uymadığı,meydandadır. Hadîs Buhârî'de de böyledir. Ve mutlak surette namazın farz kılınacağından korktuğunu beyân ediyor.
Hâdise Ramazan'da geçmiştir. Ve Buhftrt'nin hadîsine göre Resûlüllah SaUallahü aleyhi ve seUem cemaate iki gece teravih kıldırmıştır. Sadedinde bulunduğumuz hadîs bir gece kıldırdığını gösteriyor. İmam-ı Ahmed (İM—241)'in rivayet ettiği hadîste :
«Peygamber SalîctUa-hü aleyhi ve selıem onlara üç gece namaz kıldırdı. Dördüncü gecede mescid cemaatla doldu taştı.» deniliyor. Buhâ-rî ile Müslim'in mütlefikan rivayetlerine göre; Resûİüllah (S.A.V.) üç gece mescidde namaz kilmiş; cemaat da ona uymuşlar. Cemaate sekizer rek'at kıidırıyormuş. Geri katanını cemaat evlerinde tamamlarlar ve arı vıziltıs: gibi vızıltıları duyuturmuş. Hadîsimizdeki «vitir size farz kılınır diye korktum» cümlesi, «Vitir namazı vacip değildir.» diyenlere delildir.
Ramazan'da Teravih namazının sünnet olduğuna kail olanlar bu hadîsle istidlal ederler. Yalnız bu hadîste teravihin kemmiyyet ve key-fiyyeti bildirilme mistir. Teravihin yirmi rek'at olarak cemaatla kılınması Hz. Ömer zamanında ve onun emriyle olmuştur. îmam-ı Müalim'ia. (204—261) Sahihîn'de rivayet edilen bu hadîste Hi. Ömer (R.A.yvn bu işe «Bid'at» dediği kayıt edilmiyor. Müslim'den maada hadîs imamları hadîsi Hz. Ebu Hüreyre'den şu lâfızlarla tahric etmişlerdir:
Peygamber SaUallahü aleyhi ve sellem ashabı Ramazan teravihine teşvik eder; azimetle kendilerine emir etmez de, kim ramazanda iman ve ihtisab için teravih kılarsa, geçmiş günahları kendisine bağsştamr» buyururdu.
Ebu Hüreyre diyor ki : «Rasûlullah Sallallahü aleyhi ve sellem dünyadan gitti. Mes'ele bu minval üzere idi. Ebu Bekir'in hîîâfeti zamanında vs Ömer'in ilk zamanlarında hep böyle idi .
Beykâkî (3S4~-458)'nin rivayetinde ise, şu ziyade vardır: «Urve dedi k! :
«Sana Abdurrahrnan KârU'nİn haber verdiğine güre, Ömer îbni'l-Haftab bîr Ramazan gecesi çıkmış ve mescidi dolaşmıştı.Mesciddekiler darmadağınık idiler. Kimi yalnız basına kılıyor; kimi birkaç kişi-ye namaz kıldırıyordu. Ömer: vallahi bunları bir İmamın başına toplamayı düşünüyorum, dedi ve Übeyy b. Ka'b'e; ramazanda cemaate namaz kıldırmasını emretti.
Ömer mescidden çıkarken, cemaat Übeyy b. Ka'b'e uymuşlardı. Ömer : «Ne güzel bid'at bu!» dedi.
Beyhakî, «Sünen» inde bu mânada bir çok rivayetler tahric etmiştir.
Teravihin kemmiyetine, yani kaç rek'at olduğuna gelince : Bu bâb-da merfû bir hadîs yoktur. Yalnız Taberânî (260—360) ile, Abd b. Hu-meyd'in Ebu Şeyhe tarikiyle lbni Abbas (R. A.)'d&n rivayet ettikleri bir hadîste : «Resûlüllah SaMaîlahü aleyhi ve seîlem Ramazanda yirmi rek'at (Teravih) ile vitri kılardı» deniliyorsa da «Sübv/lür-Reşad» nam kitapta şöyle deniliyor: Ebu Şeybe'yı Ahmed ibni Haribel, İbhi Maın, Bu-hâri, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, Nesâî vesaire zayıf addetmişlerdir. Şube (—160) ise yalancı çıkarmıştır. İbni Maîn (—233) onun hakkında sika değildir, demiş ve bu hadîsi onun münkerlerin-den saymıştır. Ezriî «El-Mütevasstt* adlı eserinde : «Resûlüllah (S.A.V.)'in mescide çıktığı, iki gecede (teravih) i yirmi rek'at kıldığı rivayeti ise münkerdir.» diyor. Zerkeşî (-749) «El-Hâdim» nam eserinde: «O gece Resûlüllah (S.A.V.) İn onlara ylrmî rek'at namaz kıldırdı iddiası sahih değildir. Sahih kitaplarında sabit olan sayı zikredilmeden namaz kıldığıdır. Bir de Cabir'in rivayetinde:
«Peygamber SattaUahü aleyhi ve sellem onlara sekiz rek'at namaz 1le vitri kıldırmış; sonra ertesi gece kendisini beklemişler, fakat onların yanına çıkmamıştır» denilmektedir.
Bu hadîsi İbnl Huzeyme ve ibni Hibbân sahihlerinde rivayet etmişlerdir.
Bey ha kî dahi Ebu Şeybe tarikiyle ibni Abbas rivayetini tahric etmiş; sonra onu zayıf bulduğunu söylemiş, ve hadîsin çeşitli rivayetlerini birer birer sıralamıştır. Bu rivayetlerde :
«Şüphesiz Ömer, Übeyy ile Temim-i Dâri'ye cemaata yirmi rek'at namaz kıldırmalarını emretti». Bir rivayette :
«Filhakika Ömer zamanında yirmi rek'at kılarlardı».
Başka bir rivayette :
«Yirmi üç rek'at».
Diğer bir rivayette
«Gerçekten AH Radiyallahü anh onlara yirmi rek'atta imam oluyor ve üç rek'atla vitir yapıyordu» denilmektedir.
Beyhakî (384—458) bu son rivayet için: «Bunda da kuvvet vardır» dîyor.
Hal böyle olunca, anlaşılıyor ki, yirmi rek'at hususunda merfû bir hadîs yoktur. Eilâkis ResûlüMah (S.A.V.)'in ramazanda ve sair zamanlarda onbir rek'attan fazla namaz kılmadığına dair Müttefekun Aleyh olan Hz. Alşe hadîsi az İlerde gelecektir.
«SÜbiÜu's-Selâm» sahibinin bu hadîsi şerh ederken, (Bid'at) kelimesinin üzerinde dikkatle durduğu göze çarpmaktadır.
Ehli sünnet ulemâsına göre her bid'atin mutlaka dalalet olması icap etmez. Bid'atlar, bld'at-ı hasene ve bid'at-ı seyyie olmak üzere umumî olarak iki kısımdır. Teravihin yirmi rek'at üzerinden cemaatla kılınması bid'at değildir. Çünkü bu namazın aslını Hz. Peygamber (S.A.V.) cemaatla kılmıştır. Binaenaleyh teravihin aslı ve cemaatla kılınması Peygamber efendimizin sünnetidir. Cemaata devam ile yirmi rek'at kıldırmaması ise farz olur endişesine mebnidir. Demek oluyor ki, bu endişe olmasa, devam Duyuracakmış. O halde, ResûlüMah (S.A.V.)'in vefatından sonra farz olmak korkusu kalmamıştır. MeceTle-i Ahkâm-t Adliye'mizin yirmi dördüncü maddesiyle hülâsa edilmiş, umumî bir kaidemiz vardır. Bu kaide mucebince «Mâni zaîi oldukta, memnu avdet eder». Binaenaleyh memnu olan cemaatla yirmi rek'at kılmanın cevazı avdet etmiştir ve artık eskiden olduğu gibi yirmi kılınır; halbuki eskiden hiç küınmadığım fars etsek bile madem ki Hz. Ömer zamanında, onun emri ve gshab-ı kiramın icmaı ile sabit olmuş bir şeydir; bize yine sünnet olur. Çünkü, «Benim sünnetime ve benden sonra Hülefa-i Raşi-din'in sünnetine sanlın» hadîs-i şerifi bu hakikati sarahaten ifade eder. Bu da olmamış olsa. Hz, Ömer (R.A.) bir sahabî-i ceİîldir. Üsul-u Fıkıh îJminin beyanına göre «sahabeyi taklit ise hteler içîn vaciptir». Nihayet ResûliHlah (5.A.V.) :
«Müslümanların iyi gördükleri şey, Allah indinde dahi iyidir» buyurmuşlardır.
Teravihi yirmi rek'at olarak cemaatla kılmayı iyi görenler müslüm2nîardır. Binaenaleyh netice itibariyle bu şekildeki teravih namazı -hâşâ- dalâlet değil, rnahz-ı saadet ve keramettir. Bundan dolayıdır ki, dört mezhebin dördüne göre de, teravihi yirmi rek'at kılmak meşrudur
Yalnız İmam-ı Mdlik'e göre, kuvvetle mendup, diğerlerine göre erkek ve kadınlara sünnet-i müekkededir. Cemaatla kılmak da sünnettir. Ancak HeneîîUere göre; sünnet-i kifaye, Mâlİkîlere göre; mendup-tur, îmam-t Âzam Ebu Hanife (80—150)'ye, Hz. Ömer (R. A.)'m bu yaptığını ne diyeceği sorulmuş; cevaben :
«— Teravih sünnet-i müekkededir. Ömer bu İşi kendinden ortaya Çıkarmış değildir; bu bâbda bîd'atcı da değildir. Bunu ancak elinde mevcut bîr aia, ResûSüilah (S.A.V.J'don bellediği bir malûmata binaen emretmiştir» mukabelesinde bulunmuştur.
Hz. AH RfîdiyaUahü anh :
«Ömer bfeîm m e$c id Serimizi nasel nurlandirdt ise, Allah da, orun kabrini öyle nurîandırsın» demiştir.
Evet, Halife Ömer ibni Abdüî-Asis zamanında teravih otuz altı rek'at kılınmıştır. Fakat bundan maksad, fazüet ve sevapta Mekke-lüere yetişmekti. Zira Mekkelîler her dört rek'at teravihten sonra Kâbe-i Muazza'tna''y\ bir defa tevaf ederlerdi. Hz. Ömer İbni Abdûl-Aziz bunu görünce her tavafa bedel, dört rek'at namaz kılmayı uygun buldu. Teravih esnasında dört terviha yapılırdı. Bu suretle on aliı rek'at fazlalık zuhur etmişti.
Teravih namazı için Nevevî (631 — 676; : «Ulemânın Icmaıyla sünnettir» der. BeyhaM (384 — 458) Hz. Âişe (R. Anha) dan şu hadîsi rivayet ediyor:
«ResûlüHah SallaZlahü aleyhi ve sellem geceleyin dört rek'at namaz kılar; sonra istirahat ederdi; derken işi uzattı, hattâ kendisine acıdım. İlh!...
Beyhakî «Bu hadîsi tek başına Muğlyretü'bnİ Deyyâb rivayet etmiştir. Bu zat kavî değildir. Şayet, sabit olursa, teravih namazında imamın istirahat yapmasına delildir» diyor.
Terviha : Dört rek'at namaz kıldıktan sonra, bir o kadar namaz kılacak müddet oturmaya derler. San'ânî;
«Hadîsini îmam-% Ahmed b. Haribel, Ebu Davud (202 — 275) îbni Mâce (207 — 275) ve Tirmizî (200 — 279)'nin rivayet ettiklerini Hâkim (321 — 405)'in onu sahihlediğini ve Şeyheyn'in şartı üzeredir, dediğini kayd ettikten sonra, hadîsin misli olanı :
«Benden sonra şu iki kişiye, Ebu Bekir'le Ömer'e uyun» hadisini de rivayet ediyor. «Bu hadîsi Tirmizî, tahric etmiş; ve «hasen» dir, demiştir. Aynı hadîsi îmam-t Ahmed, İbni Mâce ve İbni Hibban (—354) da tahric etmişlerdir. Bundan başka tarikleri de vardır. Bu tarikler hakkında her ne kadar söz edilmişse de bunlar biri birlerini takviye ederler» diyor. Ve Hülefâ-i Râştdîn'in sünnetinden muradın ne olacağına geçiyor. Ona göre bu hadîsten murad :
Düşmanlarla cihad, şeaîr-i diniyyeyi kuvvetlendirme ve şâire gibi Hz. Peygamber (S.A.V.)'in yoluna muvafık hareketlerdir. Ve hadts-1 şerif, her Râşid halifeye âmm ve şâmildir.[38]
396/295- «Harice bin Huzâfe RadıyaUahü anh'den rivayet edllmtşlîr. Demiştir ki: Resûlüllah SatlaUahü aleyhi ve sellem;
Gerçekten Aİlah sîze (öyle) bir namaz İle imdat eyledi ki bu namaz sizin için kırmızı develerden daha hayırlıdır dedi. Biz;
Nedir o namaz? yâ Resûlallah dedik.
Yatsı namazı île tan yerinin ağarması arasındaki vitirdir» buyurdular.[39]
Bu hadîsi Nesâî müstesna, Beşi er rivayet etmiş ve Hâkim sahihlemiştir.
«Bu hadîsin benzerini İm a m-i Ahmed de Amr İbni Şuayb'den rivayet etmiştir.»
İmamdı Tirmizî (200—279) bu hadîsi tahric ettikten sonra, «Hârice İbni Humfe'nm hadîsi, gariptir. Biz onu yalnız Yezid b. Ha-bîb'in rivayetinden biliyoruz. Bazı hadîsciler, bu hadîs hakkında vehm etmişlerdir» demiş. Sonra vehmi beyan etmiştir. TirmizVmn bu tenbihini Musannif da yapsa, çok iyi olurdu.
Hadîs-i şerif vitir namazının vacip olmadığına delâlet etmektedir. Çünkü «size imdat etti» buyrulmuştur. İmdat ise: Ziyâdedir. Bununla üzerine ziyâde edilen şey takviye edilir. Orduya imdat gönderildi denilir ki, onu takviye edecek ziyâde gönderildi demektir.[40]
398/296- «Abdullah bin Büreyde'den babasından şöyle duyduğu rivayet edilmiştir. Demiştir ki :
Resûlüllah SaUaUahü aleyhi ve sellem;
Vitir haktır; şu halde kim vitir yapmazsa bizden değildir» buyurdular.[41]
Bu hadîsi Ebu Davud, gevşek bîr senetle tahriç etmiş; Hâkim ise sahihlemiştir.
Hadîsin îmam-ı Ahmed'de Ebu Hüreyre (R.Â.)'â&n zayıf bir şahidi vardır.
Ebu Davud'un, gevşek senetle tahric etmesi, râviîer arasında Abdullah b. Abdullah Utkî'nin bulunmasındandır. Bu zatı Bulıârî (194— 256} ile Nesâî (215—303) zayıf bulmuşlardır. Ebu Hatim (195—277) ise oSa'lIhü'l-Hadîs» yani hadîsi elverişlidir, demiştir. İbni Maîn (—233) ba hadîs mevkufîurs diyor. îmam-ı Ahmed (164 — 241), bu hadîsi şu lâfızlarla rivayet eder : «vitir yapmayan bîrden değildir». Ancak rivayetin ravileri arasında Halil b. Mürre vardır ki, hadîsi münkerdir. Aynı rivayetin isnadı da münkatı'dir. Nitekim îmam-t Ahmed b. Banbel beyan etmiştir.
Hadîs-i şerifteki «bizden değildir» tabirinin manâsı, bizim yolumuzda ve sünnetimizde gidenlerden değildir; demektir.
Hadîs, vitrin vacip olduğuna delildir. Sünnettir diyenler, onu te'kide hamlederler. Yani vitrin vacip olmadığına delâlet eden hadîslerle, bunun arasını bulmak maksadıyla bu hadîs vitrin sünneî-î müekkede olduğunu bildirmek için bu lâfızla ifade buyrulmuştur; derler.[42]
400/297- «Hz. Âlşe RadıyaTlahü anha'dan rivayet edilmiştir. Demiştir ki :
Resûlüllah SaJlaTldhü aleyhi ve sellem; Ramazanda ve başka zamanlarda onblr rek'attan fazla namaz kılmazdı.. Dört rek'at kılar; artık o dört rek'atın güzelliğini ve uzunluğunu sorma. Sonra dört daha kılar, Bunların da güzelliğini ve uzunluğunu sorma! Sonra üç rek'at kılardı. Âişe demiştir ki :
Ya Resûlalîah! Vîtı-î kılmadan mı uyuyorsun, dedim.
«Ya Âişe, filhakika benim gözlerim uyuyor amma kalbim uyumaz.» buyurdular.[43]
Bu hadîs Müttefekun Aleyhtir.
Şeyheyn'in yine Âİşe (R. Anha) dan bir rivayetlerinde: Geceleyin on rek'at kılar; bir rek'atia vitir yapar ve (sabah olunca) sabahın ikî rek'at (sünnetini) kılardı. Bütün bu namazlar onüç rek'attır»
denilmiştir.
Bu hadîs-i şerifde mevzuu bahs olan dörder rek'aün hep beraber yahut ayrı ayrı kılınmış olmaları ihtimaî dahilindedir. Ayrı ayrı kılınmaları biraz ihtimalden uzak görülürse de «gece namazı ikişer ikişerdir» hadîsine uygundur. Hz. Âişe (R. Anha) ıun (o dört rek'atm güzelliğini ve uzunluğunu sorma) demesi ya anlatamayacağı kadar güzel olduğundandır; yahut muhatap böyle bir namaz kılamıyacağı içindir. Binaenaleyh sormaya ne hacet var demek istemiştir.. Resûİüllah (S.A.V.)'în güzel kıldığı herkesçe malûm ve meşhur olduğu için sorma demiş olması da ihtimaldir.
aVîîri kılmadan mî uyuyorsun» diye sorması herhalde Resulü Ekrem (S.A.V.)'in dört rek'at kıldıktan sonra biraz kestirme yapmasındandır. Âîşe (R. Anhaymn uyku abdesti bozar kanaatında olduğu da sormasından anlaşılıyor. ResûlüHah (S.A.V.)'in «kalbim uyumaz» buyurması abdesti bozan uykunun kalp uykusu olduğuna delâlet eder. Bu uyku dalarak uyuyan derin uykudur.
Hadîs-i şerif, uykunun Hz. Pegamber (S.Â.V.)'in hasâisinden (hususiyetlerinden) olmak üzere onun abdestini bozmadığını bildiriyor. Musannif bu ciheti «Telhis» nammdaki eserinde açıklamış ve gerek bu hadîsle gerek İbni Abbas (R.A.)'dan rivayet edilen şu hadîsle istidlalde bulunmuştur:
«Resûiüilah Sallalîahü aleyhi ve seUem: uyudu; hattâ horuldadı. Sonra kaikt) ve namaz kıldı, abdesî almadı» Buhârî'dç Peygamberlerin yalnız gözlerinin uyuduğu, kalplerinin uyumadığı zikrolunur.
Resûlülîah (S.A.V.J'in geceleri nasıl ve kaç rek'at namaz kıldığına dair Hz. Âîşe (R. Anka) dan gelen rivayetler çeşitlidir. Sabah namazının sünneti hesaba katılmaksızın yeîi; dokuz ve onbir rek'at kıldığı rivayet edildiği gibi Şeyheyn'in bir rivayetine göre sabahın sünneti dahil onüç rek'at kıldığı anlaşılmaktadır. Hattâ bir rivayette :
«Geceleyin on üç rek'at namaz kılardığı; sonra ezanı işittikte hafif iki rek'at daha kılardığf, ve bu suretle rek'at sayısının on beşe baliğ olurduğu îfade edilmektedir.
Hz. Âİşe Radıyallahü anha hadîsinin rivayetleri böyle muhtelif olunca, bazıları hadîsi, muztarib[44] sanmışlardır. Halbuki değildir. Çeşitli rivayetlerle, çeşitli ve müteaddid zamanlara işaret edilmiş ve bunların hepsinin caiz olduğu anlatılmak istenilmiştir.
Maamafih Hz. Âışe'nin (Ramazanda ve sair zamanlarda) demesi bu tefsire pek münasip düşmez. En iyisi Âîşe (R. Anha), Resûl-ü Ekrem (S.A.V.)'in ekseriyetle yaptığı fiilini haber vermiştir; demektir. Bu takdirde bu rivayete uymayanlar, nadiren yaptığı fiiller olur ve aradan münâfat kalkar.[45]
402/298- «Bu da» ondan rivayet edilmiştir; (Radıyallahü anha) de-miştîr ki: Resûİüllah Sallalîahü aleyhi ve selem:
Geceleyin on üç rek'at namaz kılardı. Bunların besiyle vitir yapar; sonundan başka hiç bir yerde oturmazdı.»[46]
Hz. Âişe (R. Anha) yukardaki hadîsinde olduğu gibi, burada da kaç rek'atta selâm verdiğini bildirmemiş. Yalmz bir selâmla beş rek'at vitir namazı kıldığını beyan etmiştir. Bundan evvelki hadîste vitri üç rek'at kıldığını görmüştük. Şu halde bu beş rek'at da Hz. Peygamber (S.A.V.)'in vitirlerinden bir nevi olmuş olur.[47]
403/299- «Bu da ondan rivayet edilmiştir; (Radiyaüahü anha) de-mistir ki : Resûlüllah SaUaUahü aleyhi ve aettem;
Gecenin hepsinde vitir kıldı ve vitri seher vaktinde sona erdi.»[48]
Bu iki Hadîs, Müttefekun Aleyhimadır.
Yukarıdaki iki hadîsi Buhârî (194—256) iîe Müslim (204—261) ittifakla rivayet etmişlerdir. Hadîs-i şerif vitrin vaktini beyan ediyor. An--îaşjlıyor M, Hz. Peygamber gecenin evvelinde, ortasında ve sonunda vitir .kılmıştır. Şu halde vitrin vakti yatsıdan sonra tanyeri ağarmcaya kadardır. Nitekim böyle olduğunu Harice hadîsinde görmüştük.[49]
404/300- (Abdullah b. Amr b. Âs RadıyaUdhü anhüma'dan rivayet edilmiştir. Demiştir ki : Resûlüllah SallaUahü aleyhi ve sellem;
— Yâ Abdullah! filân gibi olma, geceleyin namaz kılıyordu. Artık gece namazını bıraktı» buyurdular.[50]
Bu hadîs, Müttefekun Aleyhdir.
Musannif «Fethü'l-Bâri» de «bu fülanın kim olduğuna hadîsin hiçbir tarikinde dest-i res olamadım. Galiba böyle mübhem bırakmak, onu gizlemek için olacak» diyor. ibnü'LArabî (468—543) :
«Bu hadîs gece namazının vacip olmadığına delildir. Çünkü vacip olsa, onu terk eden hakkında sözü bu kadarla bırakmaz; bilâkis son derece zemm ederdi» diyor.
Hadîs-i şerif, âdet edinilen hayırlı işe tefrid ve kusursuzca devam etmenin müstehab olduğuna işaret ediyor. İbadeti bırakmanın keraheti dahi bundan anlaşılanlar cümlesindendir.[51]
405/301- cAM RadıyaUdhü anh'ömn rivayet edilmiştir. Demiştir ki: Resulullah Sallallahü aleyhi ve sellem;
— Ey ehl-i Kur'an! Vitri kılın. Çünkü Allah tektir; teki sever» buyurdular.[52]
Bu hadîsi Beşler rivayet etmiş, Ibnî Huzeyme sahlhlemiştlr.
«En-Nihaye» de şöyle deniliyor : «Vitir demek : zatında birdir, parçalanmayı kabul etmez, sıfatlarında birdir, benzeri ve dengi yoktur, fiillerinde birdir, şeriki ve yardımcısı yoktur» demektir.
«Teki sever» demek, tek rek'atlı vitri sever. Yani kılana sevap verir ve kabul eder demektir. Bu cümle bir tergib ve teşvik cümlesidir. Yoksa, vitir namazını Allah farz namazlardan daha çok sever demek değildir. «Ehl-i KuKan'dan» maksad mü'minlerdir. Zira Kur'an-ı Ke-rîm'i tasdik edenler onlardır. Bilhassa onu ezber edip, okuyanlar, hudut ve ahkâmına riayet edenler murad edilmiştir. Hadîs-i şerifde, vitir namazını kılmaya teşvike sebep, Allah'ın tek oluşu gösterildiğine göre Kadı İîyaz (476—544) 'in da dediği gibi. Bir şeye az çok münasebeti olan şey ona sevgili ve makbul oluyor demektir. Vitir namazını sünnet kabul edenlere göre buradaki emir nedip içindir. Hadîs zahiri itibarıyla vitir vaciptir diyenlerin delilidir.[53]
406/302- «Ibnİ Ömer RadıyaUahü anhümadan Peygamber Sallallâhü aleyhi ve sellem'\n:
«Geceleyin son namazınızı vitir yapın; buyurduğu rivayet edilmiştir.»[54]
Bu hadîs, Müttefekun Aleyh'dir.
Musannif «Fethül-Bârî» de şöyle diyor: «Selef iki yerde ihtilâf etmişlerdir.
Bîri; vitirden sonra, oturarak iki rek'at namaz kılmanın meşru olup olmaması;
Diğeri; vitri kıldıktan sonra nafile kılmak istiyene deminki vitri kâfi midir? Yoksa o vitre bir rek'at daha katarak onu çift rek'atlı namaz haline getirdikten sonra mı nafile kılacaktır? Ve böyle yaptığı takdirde yeniden bir vitir kılacak mıdır mes'elesidir. Birincisi hakkında Müslim'de Ebu Selmâ tarikiyle Hz. Âişe (R. Anhaydan şu hadîs rivayet edilmiştir.
«Şüphesiz Peygamber Sallalîahü aleyhi ve sellem geceleyin vitirden sonra oturduğu yerden iki rek'at namaz kılardı.»
îmam Evzal (78—150) ve îmam Ahmed b. Raribel (164—241) gibi bazı zevat bunun sünnet olduğuna kaildirler. Onlar hadîsteki «geceleyin son namazınızı vitir yapın» emri, vitri gecenin sonunda kılana mahsustur diyorlar. Hanefiler, Şafiîler ve Malikiler ise bu namazın sünnet olmadığma kaildirler. Bunlara göre oturarak kılman bu iki rek'at namaz sabah namazının sünnetidir. Nevevî (631—676)'ye göre ResûIülİah (S.A.V.) bu iki rek'ati vitirden sonra nafile kılmanın caiz olduğunu ve nafilelerin oturarak kılınabileceğini göstermek için kılmıştır.
İkinci mes'eleye geîince : Ekser ulemâya göre dilediği kadar çift rek'atlı namaz kılar. Birinci vitrini de bozmaz. Delilleri aşağıdaki hadîstir.[55]
407/303- «Talk b. Alî RadıyaUahü anhden rivayet edilmiştir. Demiştir ki: Resûlüllah Sallalîahü aleyhi ve sellem:
«Bir gecede iki tane vitir olmaz» derken işittim.[56]
Bu hadîsi Âhmed ile Üçler rivayet etmişlerdir. İbni Hibban da sahihlemiştir.
İşte bu hadîs, yeniden vitir kılınmayacağına delâlet ediyor. Vitirden sonra nafile kılan, istediği kadar çift rek'atlı nafile kılabilecektir. Ancak hu zahir hale göre böyledir. Yoksa birinci vitrine bir rek'at eklemek suretiyle onu çift yaptıysa, onun hakkında vitir kalmamıştır, böy-lesinin vitri namazının sonunda kılacağı tek rek'attır. Nitekim, Hi. Ömer (R.A.)'a bu mes'ele sorulmuş ve :
«Sabah olacağından veya uyuyacağından korkmuyorsan, vitrini çift yap, sonra İstediğin kadar namaz kıl, sonra vitir yap» cevabını vermiştir.[57]
408/304- «Übeyy İbni Ka'b Radıyallahü anh'den rivayet edilmiştir. Demiştir kî : ResûIülİah Sallalîahü aleyhi ve sellem :
süreleriyle vitir yapardı.[58]
Bu hadîsi, İmam-ı Âhmed, Ebu Davud ve Nesâî rivayet etmişlerdir. Nesâî, «rek'atlarm ancak sonunda selâm verirdi» cümlesini ziyade etmiştir.
Ebu Davud ile Tirmlzî'de Âişe RadıyaTlalıü anha'dan bunun, benzeri vardır. Bu rivayette: Her sûreyi bîr rek'atta, son rek'atta ise ile muavvezeteyni okurdu; denilmektedir.
Anlaşılıyor ki, birinci rek'atta sûresini, ikincide üçüncü de sûresini okurmuş.
Hadîs-i şerif; üç rek'atla vitir yapılacağına delildir ve «üç rek'atla vitir yapmayın» hadîsine muarızdır.
İki hadîsin araları bulunarak, muarazanın nasıl giderildiğini yukarda geçen bir hadîste gördük. Üç rek'atla vitir kılmak, vitrin bir nev'idir. Ve Hanefîlerin mezhebidir. Onlar diyorlar ki; Ashab-ı Kîram üç rek'atlı vitrin caiz olacağına icma etmişlerdir. Üçten maadasında ise ihtilâf vardır. Binaenaleyh üç rek'at kılarak icma ile amel etmek elbette daha yerinde bir hareket olur.»
Stm'ânî bu icma sahih değil demekte ise de, haksızdır. Çünkü üç rek'at kılana viiü1 namazı için caiz değildir diyen yoktur. Bu da icmaın ta kendisidir.
Ebu Davud ile Tirmizî rivayetinden murad, yine yukarıki Übey hadîsindekinin ayındır. Çünkü «her sûreyi bir rek'atta» demekten maksad : sûresini ilk rek'atta, sûresini ikinci rek'atta okurdu dernektir. Ancak Hz. Âişe'nin rivayet ettiği hadîste za-iflik vardır. Zira raviler arasında Hasif Gezeri vardır. Aynı hadîsi tbni Hibban (—354) üe Dâre Kutnî (306—385) Yahya b. Saîd tarikiyle Hz. Aişe (R. Anka,'/fan rivayet etmişlerdir. Ukeylî (—769) bunun için: «İsnadı sahîhdir» demiştir. îbni Cevzî (508—597):«Ahmed ve Yahya b. Maîn Muavvezefeyn[59] ziyadesini İnkâr ettiler» diyor. Îfynü's-Seken (294—353), AbdvJah b. Sertimden garip bir isnad ile hadîse bir şahid rivayet etmiştir.[60]
410/305- «Ebu Sald-i Hudrt RadiyaUdhü anlıdan rivayet edildiğine göre Peygamber SallaUahü aleyhi ve seUem:
«Sabahlamadan önce vitri kılın» buyurmuştur.[61]
Bu hadîsi Müslim rivayet etmiştir. Ibnl Hİbban'm rivayetinde :
«Kim vitir kılmadan sabaha çıkarsa onun vitri yoktur» buyrulmuştur.
Hadîs-i şerif vitrin sabah olmazdan önce kılınacağına delildir.
Vakit çıktıktan sonra vitrin meşru olmayacağı dahi bu hadîsin delâleti cümlesindendir. Fakat kaza edilmeyeceğine dair bir şey yoktur. tbni Münzir (—310)'in selefden bir cemaata atfen naklettiğine göre fecir doğmakla vitrin ihtiyari vakti çıkar; iztirarî vakti ise sabah namazına kadar devam eder. Bittabi bütün mezheplere göre bu böyle değildir. Bu yalnız Malİkîlere göredir. Diğer üç mezhebe göre vitrin vakti yatsı İle fecrin doğması arasıdır.
Uyuyarak vitri kılamayan ile unutanın hükmünü aşağıdaki hadîs beyan edecektir.[62]
412/306- «Bu da» ondan (Ebu Said-il Hudri) RadıyaMahü anh rivayet edilmiştir. Demiştirki.:Resûlüllah Sallallahü aleyhi ve sellem;
«Kim vitri (kılmadan) uyursa, yahut onu unutursa, hemen sabahladığı zaman, yahut hatırladığı anda kılsın»
buyurdular.[63]
Bu hadîsi Nesâî müstesna Beşler rivayet etmiştir.
Hadîste leff-ü neşr-I müretteb[64] vardır. Manâ şudur : Kim vitri kılmadan uyursa, sabahleyin kılsın. Kim unutur da kılmazsa, hatırladığı anda kılsın. Binaenaleyh anlaşılıyor ki, vitri uyuyarak veya unutarak kılamayanın hükmü aynen farzı bu sebeplerle kılamayamn hükmü, gibidir. Yani uyuyanla unutanın sonradan kıldıkları namaz edadır.[65]
413/307- «Câbir Radiyallahü anhden rivayet edilmiştir. Demiştir ki : Resûlüilah SallaUahil aleyhi ve selîem :
— Kim geceleyin kalkamayacağından korkarsa, gecenin evvelinde vitrini kılsın. Kim gecenin sonunda kai-kacağını umuyorsa, gecenin sonunda kılsın. Çünkü gece sonunun namazr meşhûddur. Bu ise efdaldir.» buyurdular.[66]
Bu hadîsi Müsüm rivayet etmiştir,
Hadîs-i şerif, vitrin geciktirilmesinin efdal olduğuna delildir. Fakat kalkamayacağmdan korkan, vaktini geçirmemek için evvel vaktinde kılacaktır. Selefden bir cemaat her ikisiyle de amel etmiş ve yerine göre kimi evvel, kimi son vaktinde kılmıştır.
«Gece sonu namazının meşhûd olmasından murad: Gece ve gündüz. meleklerinin o zamanda hazır bulunup, şahid olmalarıdır. Zaten meşhûd t şahid olunmuş, görülmüş, hazır bulunulmuş demektir.[67]
414/303- «Ibnî Ömer Radiyallahü anhümadan Peygamber Sallat-lahit aleyhi ve sellem'âen:
— Fecir doğdu mu, her gece namazıyla vitrin vakti gitti demektir, O halde siz fecir doğmadan önce vitri kılın» dediğini duyduğu rivayet edilmiştir.[68]
Bu hadîsi Tîrmizî rivayet etmiştir.
Gece namazlarından murad: Geceleyin kılınması meşru olan nafilelerdir. Vitir namazını bunların üzerine atfetmesi, hâssı âmm üzerine atıf kabilinden olup, onun şerefini beyan içindir. Fakat bu tefsir vitri sünnet addedenlere göredir. Vaciptir diyenlere göre; nafileler başka, vitir başkadır. Hadîs-i şerifde gece namazları ile birlikte vitrin de son vakti bildirildikten sonra «tan yeri ağarmazdan Önce vitri kılın» diye emir vârid olması, onun Sâri, nazarında ne kadar mühim ve şanının ne derece yüce olduğuna delildir ki, bizce bu onun vacip olduğunu gösterir. Çünkü sünnet olsa, sair nafilelerden ayrılıp, vaktinin geçeceği, hassaten tenbîh, ve kılınması ayrıca emir buyrulmazdı. Vitir hakkındaki hadîsler hep böyle onun müstesna bir namaz olduğuna işaret ettiğinden ona sünnettir diyenler dahi yalnız sünnet deyip geçememiş; sünnetlerin en müekkedidir demişlerdir. Şu halde ona vaciptir diyenlerle, sünnettir diyenler arasındaki muhalefet, hemen hemen lafzı gibi bir şeydir.
Bu hadîs-i şerif, sabah olmakla, vitrin vaktinin geçtiğini bildiriyorsa da uyuyup kalanla, unutan hakkında yukarda geçen Ebu Saîd hadîsîyle tahsis edilmiştir. Çünkü o hadîste böyleîerin sabahleyin ve hatırladıkları vakit kılacakları ûeyan edilmiştir. Ve bu namaz edadır. Şu halde vitrin vakünin geçmesinden murad, uyuyup kalma ve unutma gibi Özür bulunmamakla mukayyeddir. Uyuyub kalanlar hakkında îmam-ı Tİrmizî (200—279), Âişe (R. Anhaydan şu hadîsi rivayet etmiştir :
(S.A.V.) vitri geceleyin kılmasına uyku veya gözlerinin dalması mâni olur da kılamazsa, gündüzün on iki rek'ai kılardım.
Tirmizî bu hadîs için «Hasen-î Sahih» demiştir. Mevzuu bahsimiz İbni Ömer hadîsi hakkında Tirmizî :
«Bu lâfızla bu hadîsi yalnız Süleyman b. Musa rivayet etmiştir» diyor.[69]
415/309- «Hz. Alse RadiyaUahü anhââan rivayet edilmiştir. Demiştir kî : Resûlüllah SallaUahü aleyhi ve sellem:
«Kuşluk namazını dört rek'at kılar ve Allah'ın dilediği miktarı ziyâde ederdi».
Bu hadîsi; Müslim rivayet etmiştir.
«Müslim'in Âlşe'den rivayetinde Âîşe'ye :
Peygamber SaUaîlahü aleyhi ve seUem kuşluk namazını kılar mıydı, diye sorulmuş:
— Hayır; ancak seferinden gelmesi müstesna, demiştir.
Müslim'in yine Âişe'den bir rivayetinde ;
— Ben Resûllüîah (S.Â.V.)'î kuşluk namazı kılarken hiç görmedim. Onu gerçekten ben kılıyorum,» dediği görülmektedir.[70]
Hadîs-i şerif; kuşluk namazının meşru olduğuna ve en az dört rek'at kılınacağına deîîîdir. Bazıları iki rek'attır derler. Çünkü, Buharı ile Müslim'de Hz. Ebu Hüreyre'den rivayet edilen bir hadîste:
(İki rek'at kuşluk namazını» denilmiştir. îbni Dakihi'l'îyd (625—702) Ebu Hiireyre (R.A.ym hadîsini şerhederken şöyle diyor :
«Belki bu, kılınması hakkında te'kid bulunan en az miktarı zikretmiştir. Bu hadîste kuşluk namazının müstehap olduğuna ve en az iki rek'at kılınacağına deiîi vardır. Peygamber (S.A.V.)'in onu klimaya devam buyurmaması, müstehab olmasına münâfî değildir. Çünkü müs-tehab olduğu kavlen ifade edilmiştir. Bir hükmün sübût bulması için, kavlî ve fiilî bütün delillerin bir araya gelmesi şart değildir. Şu var ki, Peygamber (S.A.V.)'in devam üzere yaptığı bir şey, devamsız yaptığına tercih edilir.»
Hükmüne gelince : îbni Kayyım (691—751) bu bahdaki kavilleri toplamış, mecmuu altıyı bulmuştur. Şöyle ki :
a) Kuşluk namazı müstehabtrr.
b) Müstehab değildir. Yâlnız bir sebep varsa müstehab olur. Meselâ : Ebu Cehlin katledildiği haber verildikte, Hz. Peygamber (S.A. V.) kuşluk namazı kılmıştır.
c) Hiç müstehab değildir. Çünkü bu namazı, Ibnl Ömer Sahabe ve Tabiin kılmazlardı. Hattâ, Abdurrahman Îbni Ebu Leylî (—83) : «Bu namazı asbâb-ı kiramdan birçoklarına sordum; kimse isbat edemedi» demiştir.
d) Devam etrniyerek, bazan kılmak, bazan kılmamak müstehabtır.
e) Evinde olanın bu namaza devam etmesi müstehabtır.
f) Bİd'attır. İbnî Ömer (R.A.) : «Bu namazı Peygamber (S.A.V.)' İn vefatından sonra nâs uydurdular» demiştir. îbni Kayyım «Zâdül -MeâÂT> adlı eserinde bu akvali saydıktan sonra her kavlin delilini de göstermiştir. Bunların arasında tercihe şayan olanı îbnü Dakiki'l-îyd'in dediği gibi kuşluk namazının müstehab olmasıdır.
Yalnız, Hz. Aişe (R. Anha)'run birinci hadîsi; Resûlüllah (S.A.V.)'in kuşluk namazını dâima kıldığını gösteriyor. îkinci hadîsi ise yalnız seferden geldikten sonra kıldığına delâlet ediyor: Bu muâraza sebebiyle araları bulunmuş ve «şöyle yapardı» sözü daima devam bildirmez. «Ekseriyetle yapardı» manâsına gelir. Binaenaleyh burada olduğu gibi onu devam manâsından değiştirecek, bir karine bulundumu, devam manâsına ahnmaz denilmiştir. îkinci hadîsteki «Hayır; ancak seferinden gelmesi müstesna» sözü, Resûlüllah (S.A.V.)'i kuşluk namazı kılarken görmediğini, yalnız seferden döndüğü zaman bu namazı kılarken gördüğünü ifâde ediyor. Birinci hadîs, kuşluk namazını bırakmaz içliğini işittiğinin ifadesidir. Yalnız Müslim ile Buhârİ'nin ittifakla tahric ettikleri rivayette; «Ben Resûlüiiah (S.A.V.)'i kuşluk namazı kılarken. hiç görmedim» demesi bu manâyı zayıflatıyor.
Musannif bu rivayeti yalnız Müslim nakletmiş gibi göstermiştir. Halbuki Mütfefekun Aleyhtir. Bu rivayette «Kılarken hiç görmedim» diyerek kendisinin kılmakta olduğunu beyan etmesi, Resûlüllah (S.A.V.)r in bu namazı kıldığını ve kılmaya teşvik ettiğini işittiğine delâlet eder. Bu takdirde, iki hadîs arasındaki muâaraza kalkar. Beyhakî (384—458): «Kıldığını görmedim, demek; devam üzere kıldığını görmedim demektir» diyor. îbni AbdiJl-Berr (368—463) : «Şeyheyn'in ittifakla rivayet ettikleri kabul edilir. Müslim'in yalnız başına rivayet ettiği bırakılır» demiştir. Yani «Kılarken hiç görmedim, amma ben kendim kılıyorum» rivâyetiyle, amel edilir, demek istemiştir. Zira Hz. Âişe (R. Anha)'run görmemesi bu namazın kılınmamış olmasını icap etmez. Nitekim başkaları kıldığını isbat etmiştir.
Şeyheyn'in ittifakla tahriç ettikleri Ebu Hüreyre hadîsinde Hz. Peygamber (S.A.V.)'in Ebu Hüreyre'ye iki rek'at kuşluk namazını bırakma; diye vasiyet etmesi de bu namazı isbat eden delillerdendir. Bu namaza tergîb ve teşvik hususunda olsun, rek'at adedi hususunda olsunr hadîsler çoktur.[71]
418/310- «Zeyd fo. Erkam RadiyaUahü an'den rivayet edildiğine göre, ResûEüllah Sallallahü aleyhi ve sellem :
Evvâbîn namazı deve yavrularının sıcaktan piştiği zaman kllinir» buyurmuşlardır.[72]
Bu hadîsi; Tİrmizî rivayet etmiştir.
fo'âl vezninde mübalağalı ismi faildir. Günahları terk ve hayırlı işler yapmak suretiyle Allah'a dönen demektir. aynı kelimenin cem'idir.
yerin şiddetli sıcağından yanar demektir. Bu hal güneş yükselip, sıcaklığı te'sir ettiği zaman olur.
nün cem'idir. Deve yavruları demektir.
aslında ayırmak demektir. Yavrular da annelerinden ayrıldığı için onlara bu isim verilmiştir.
Hadîs-i şerifi; Tirmizl, (200—279) rivayet etmiş, fakat kaç rek'-at olacağını zikretmemiştir. Bu bâbda Bezzâr (—292) de Hz. Sevbân (B.A.) den şu hadîsi tahriç etmiştir.
«Resûlüllah SdttaMahü aleyhi ve seMem, günün yansından sonra namaz kılmayı severdi. Âîşe:
— Ya Resûlüllah sen bu saat da mı namaz kılmayı seviyorsun dedi.
Resûlüllah SaUaUalıü aleyhi ve sellem :
Bu saatta gök kapıları açılır ve Hak Tealâ hazretleri bu saatta kullarına rahmetle bakar. Bu namaz, Âdem, Nuh, İbrahim, Musa ve İsa'nın devam ettikleri bir namazdır» buyurdular.
Yalmz hadîsin ravîleri arasında metruk bir râvî vardır.Evvâbîn namazının dört rek'at olduğuna dair birçok hadîsler vardır.[73]
419/311- «Enes RadiyallaMl anh'den rivayet edilmiştir. Demiştir ki: Resûlülîah Salîmlahü aleyhi ve sellem :
Kim kuşluk namazını on iki rek'at kılarsa, Allah ona Cennette bir köşk bina eder.» buyurdular.[74]
Bu hadîsi; Tîrmhı rivayet etmiş ve garîp bulmuştur. Musannif bu hadîs için : «İsnedf zayıftır» der. Bezzâr İbnî Ömer'den şu hadîsi tahriç etmiştir :
«Ebu Zerr'e :
Amcacığım bana vasiyet et! dedim.
Bana Resûüillah Sallallahü aleyhi ve sellem'e sorduğum bir şeyi sordun, dedi ve :
— Eğer kuşluk namazını iki rek'at kılarsan, gafillerden yazıimazsuı, dört kılarsan âbidferden yazılırsın. Alt* kılarsan, sana hiç bir günah erişmez. Sekiz kılarsan ka-nîtlerden yazılırsın. Oniki kılarsan, sana cennette bîr köşk yapılır, dedi».
Yalnız t>u hadîsin ravîîeri arasında Hüseynü'bnü Atâ vardır ki, Bu zatı Ebu Hatim (195—277) ve başkaları zayıf bulmuşlardır. Bununla beraber, İbni Hibban (—354) onu mutemedler arasında zikretmiş ve: Hatâ eder; tedlîs yapar» demiştir. Bu babda başka hadîsler de varsa da Hç biri itirazdan hâli değildir.[75]
420/312- «Âişe Radiyaîlahü nnha/âan rivayet edİlmişiir. Demiştir ki: Resûlüllah SaUdtlahü aleyhi ve sellem :
Evime girdi ve kuşluk namazını sekiz rek'at kıldı.»[76]
Bu hadîsi; Ibnî Hibban sahihinde rivayet etmiştir.
Hz. Âîşe'nin ResûlüNah (S.A.V.)'i kuşluk namazı kılarken görmediğine dâir Müslim (204-261)'in rivayet ettiği hadis yukarıda geçti. Burada ise, onu kendi evinde kıldığını isbat ediyor. Yani iki hadîs birbirine muarızdır, Maamafih, araları bulunmuş ve Hz. Âişe; Resûiüllah'ın (S.A.V.) kuşluk namazı kılmadığını değil, kılarken görmediğim söylemiştir. Binaenaleyh o görmediği halde, Resûlüllah (S.A.V.) kendi evinde bu namazı kılmış; sonra Âişe (R. Anha) bunu duymuş olabilir» denilmiştir. Kadı îyaz (476—544) bu vechi ihtiyar etmiştir. Kuşluk namazının fâidelerinden biri, İnsanın üçyüz altmış mafsalı için her gün lâzım gelen sadakanın yerini tutmasıdır.
Bu bâbda Müslim'in Hz. Ebu Zer'den tahriç ettiği bir hadîste :
«Bunlardan dolayı iki rek'at kuşluk namazı kâfidir» buyrulmuştur.[77]
Yeni yorum gönder