Sünnet'i inkâr eden mürteddir

İslâm âlimleri ve davetçiler son zamanlarda "hadisleri ayıklama" ve "ictihad" gibi gerekçelerle Sünnet-i Nebeviyye'ye yapılan saldırılara karşı Müslümanları uyardı. İlim adamları Hz. Peygamber (s.a.v)'in hadisleriyle ilgili şüphe üreten kişilere kanallarını açan medya kuruluşlarını da eleştirdiler.

Mısır Basın Sendikası, "Sünnet'in Delil Oluşu ve Sünnetle İlgili Oluşturulan Şüpheleri Red" başlığı altında bir program düzenledi. Programa Ezher âlimleri ve davetçiler katıldı.

Medyanın Sorumluluğu
Ezher Üniversitesi karşılaştırmalı fıkıh hocası ve Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi Sabri Abdurrauf hoca, Kur'ân-ı Kerim'in ayetlerinin birçok ibadete ve hükümlere temas etmeyerek bunların açıklamasını ve detaylarına ilişkin ahkâmı Sünnet'e bıraktığını, dolayısıyla Sünnet'in Kur’ân ayetlerini açıklamak için geldiğini ifade etti.
Sünnetle ilgili şüphe üretenlerin çelişkilerine de değinen Sabri Abdurrauf hoca Kur’ân-ı Kerim'in Hz. Peygamber'in vefatından sonra bir kitapta toplandığını dolayısıyla Sahabe'nin rivayet ettiği Kur’ân'ı kabul ederken aynı Sahabe'nin rivayet ettiği Sünnet'i kabul etmemenin büyük bir çelişki olduğunu söyledi.

Sünnet'i inkâr eden mürteddir

Sünnet'i inkâr etmenin dinden çıkmak anlamında irtidad olduğunu söyleyen Sabri Abdurrauf hoca bu tür sapkın görüşlere kanallarını açarak yaygınlaştıran medya kuruluşlarını da eleştirdi. Sabri Abdurrauf hoca, "Sünnet'i inkâr eden mürteddir. Sünnet etrafında şüpheler üreten kişilerin televizyon ve yazılı basın aracılığıyla sapık görüşlerini ve yalanlarını yaymalarının önünü açmak ve insanları bir tür bilgi karmaşasının içine sürüklemek büyük bir vebaldir. Maalesef bu gün Sünnet-i Nebeviyye'ye dil uzatanlar, önceden olduğu gibi gâvurlardan değil; İslâm'ın çocukları arasından çıkmaktadır."

Cemal el-Bennâ ve İmam el-Buhârî

Hasan el-Bennâ'nın kardeşi ve sansasyonel fetvaların sahibi Mısırlı yazar Cemal el-Bennâ'nın "Tecrîdü'l-Buhârî ve Müslim mine'l-Ehâdîsi'lletî lâ Telzem (Buhârî ve Müslim'i Gereksiz Hadislerden Ayıklama)" adındaki son kitabı tepkilere ve tartışmalara yol açtı. Cemal el-Bennâ bu kitabında, Müslümanların Kur’ân-ı Kerim'den sonra en sahih kitaplar olarak kabul ettiği Buhârî ve Müslim'de 653 hadisin gereksiz olduğunu dolayısıyla "ayıklanması" gerektiğini ileri sürüyor.

Ayıkladığını iddia ettiği hadislerin kimseye gerekli olmadığını ileri süren 84 yaşındaki Cemal el-Bennâ "Müslümanların Sahîh-i Buhârî ve Sahîh-i Müslim hadislerini ayıklamaya tâbi tutmamasının sebebi acziyet değil; korku ve çekingenliktir. Bu yüzden bu iş bana düştü ve ben yaptım" dedi.

Cemal el-Bennâ'ya göre "Kur’ân, sübûtü katî olduğu için sahih olsa bile hiçbir hadis, Kur’ân nassını sınırlayamaz… Hadisler, Kur’ân ayetleri için sebeb-i nüzul belirleyemez, âyetleri tefsir veya nesh edemez. Çünkü hadisler sübûtiyet noktasında Kur’ân'dan daha aşağıdadır."

Çelişkilerle dolu iddialar

Mezkûr toplantıda söz alan ilim adamı Safvet Hicâzî ise "Hz. Peygamber'in Sünnet'i etrafında şüpheler üretenlerin sözleri çelişki ve yanılgılarla dolu olup bütünüyle heve u hevas mahsulüdür… Kültürel arka planların ve önyargıların ürünüdür" dedi.

Sünnet sahasında mütehassıs olmayanların bu sahada konuşmalarının engellenmesi gerektiğine ve medyanın da bu tür sapkın görüş sahiplerini ön plana çıkarmasına işaret eden Safvet Hicâzî, "medya da ticaret yapıp maddi kazanç elde etmek için din dışında başka kazanç kapıları aramalıdır" dedi.

Cemal el-Bennâ'nın Buharî ve Müslim'de Kur’ân'a aykırı hadisler vardır şeklindeki görüşlerini reddeden Safvet Hicâzî, "işte burada meydan okuyorum. Buhârî ve Müslim'den Kur’ân-ı Kerim'e aykırı bir tek hadis bile getiremezsiniz. Bu sapkın görüşlerin sahipleri Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in Sünnet'i etrafında şüpheler üretmeyi bıraksınlar gitsinler evlerinde otursunlar. Medya da bunların yalanlarına ve safsatalarına kanallarını ve gazetelerini açarak çanak tutmasın" dedi.

Hadis ilimlerinde mütehassıs ilim adamlarından bu şüphelerle ilgili reddiyeler yazmasını isteyen Mısır Evkaf Bakanı vekili Sâlim Abdülcelîl ise "Sünnet'in kendisi başlı başına delildir. Onun isbatı için başka delile ihtiyaç yoktur. Bu tür iddialar hep olagelmiştir. Bu tür şüpheler ümmetin âlimlerinin Sünnet-i Nebeviyye'yi savunma reflekslerini güçlendirir ve gayretlerini artırır. İnsanların Sünnet'e sarılmalarına vesile olur" dedi.

Terc: Ömer Faruk Tokat/Dâru'l-Hikme

hadisler

Peygamberimiz hadis yazımını ilk önce yasaklamasının nedeni olarak, kuran ile karıştırılmasın diye yasaklamıştı fikri üzerinde duralım. Neden yasaklandığını söylemişlerdi hatırlayalım önce. Kuran ile karıştırılmasın diye. Peki, madem kuran açık değil, anlaşılması zor ve anlamları kapalı, neden karışsın anlaşılır sözle anlaşılmayan söz? Siz olsanız anlamadığınız açıklayamadığınız bir bilgi ile açıklanmış ve anlatılmış bir sözü karıştırır mısınız? Madem anlaşılması zor bir ayet indi, neden Rabbim elçisine bunu insanlara anlayacağı şekilde kuranda yaz demedi? Ne dersiniz? Acaba Allah kuranın muhkem ayetlerini indirirken, yalnız peygamberinin anlayacağı şekilde mi indirdi? Şöyle düşünelim, çünkü böyle düşünen ve savunanlarda var, kurana ilgi azalmasın yalnız kurana yönelin sin diye yasakladı, diyen bir fikirde var. Eğer kuran anlaşılması zor bir kitap ise, Allahın ayetleri açık ve anlaşılır değilse, ilginin olmasını nasıl düşünebiliriz? Hiç kimse anlamadığı ya da açıklayamadığı bir şeye çok fazla ilgi duymaz. Eğer ilk önce yasaklamanın nedeni ilginin azalmaması ise, daha sonra izin vermesi ilgiyi azaltmaz mı? Açıklanan ve anlaşılır hangi kitapsa ona yönelir insanlar. Allah ayetleri kullarına açıklasın, anlatsın sözünden, topluma kabul ettirmek için ikna etsin ve eski geleneklerinden vazgeçirmek için uğraş versin diye, ona ilim verdim, hikmet verdim diye aslında anlamak gerekmez mi? Bakın sorular mantıklı cevaplar bulamıyor dikkat ederseniz, bu düşünce için.

Acaba gerçekten kuran anlaşılması zor bir kitap mı, Rabbim zor anlaşılır bir kitap göndererek daha sonra bizleri sorumlu tutar mı acaba? Birçok konuda yalnız elçisinin anlayabileceği bir kitap gönderip kullarını zorda bırakır mı?(HÂŞÂ) Kuranı herkes anlayamaz veli insanlar anlar derken, acaba bu insanların peygamberimize verilen ilimden, hikmetten mi verdi Allah da yalnız onlar anlayabiliyorlar ne dersiniz? Bakın size yine cevap vermesi mümkün olmayan bir soru daha. Kurandan bazı örnekler vermek istiyorum sizlere, acaba Allahın bu sözlerinden sizler, kuranın zor ve anlaşılmaz bir kitap mı olduğunu anladınız?

Kamer 17. Andolsun biz, Kuran'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?

Kamer 22 Yemin olsun ki, biz, Kuran'ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var?

Nahl 89; Gün olur, her ümmet için kendi aleyhlerine kendi içlerinden bir tanık çıkarırız. Seni de şu insanlar hakkında tanık olarak getireceğiz. Sana bu Kitap'ı indirdik ki her şey için ayrıntılı bir açıklayıcı, bir kılavuz, bir rahmet, Müslümanlara da bir müjde olsun.

Nisa 174; Ey insanlar! Size Rabbinizden apaçık, çok parlak ve güçlü bir kanıt gelmiştir. Biz size, her şeyi açık seçik gösteren bir ışık gönderdik. 175. ayet; Allah'a inanıp O'na sarılanları O, kendisinden bir rahmetin ve lütfun içine sokacak ve onları kendisine ulaşan dosdoğru bir yola kılavuzlayacaktır.

İsra 89; Yemin olsun, biz bu Kuran'da, insanlar için her benzetmeden nice örnekler sıraladık. Ama insanların çoğu inkâr ve nankörlükten başka bir şeyde diretmediler.

Kehf 54; Yemin olsun, biz, bu Kuran'da, insanlar için her türlü örneği değişik ifadelerle gözler önüne koyduk. İnsan ise varlığın, tartışmaya en çok tutkun olanıdır.

Şimdi sormak istiyorum sizlere, yukarıdaki ayetleri okuduğunuzda kuranın zor anlaşılan bir kitap olduğunu mu anladınız? Rabbin yemin billâh bu kitabı öğüt alasınız diye kolaylaştırdım ayetine acaba iman etmiyor mu bu sözleri söyleyenler? Bu kitabı indirdik ki her şey için açıklayıcı ve sizlere bir kılavuz olsun diyor Allah. Rabbinden apaçık ve çok parlak bir kanıt gelmiş, açık seçik her şeyi gösteren bir ışık gönderdik, her benzetmeden nice örnekler verdik, her türlü örneği değişik ifadelerle anlattık sözlerini hiç mi görmüyorlar da, kuranı anlamak ve açıklamak çok zordur diyebiliyor ve buna inanabiliyoruz. Ben bu kadar açık ayetler dururken bir bilinmeyenin peşinden koşulmasını hiç anlayamadım ve akıl erdiremedim, bilmem sizler ne dersiniz. Kurana anlaşılması zor diyenler yukarıdaki ayetlere iman etmiyor anlamındadır, Allah huzurunda nasıl bir cezanın beklediğini de unutulmaması gerektiğini düşünüyorum.

Şimdide peygamberimiz son dönemlerde, sahabelerinin isteği üzerine bizler ezberimizde unutabiliriz, bizden sonrakiler birçok ayeti okuduklarında anlayamayacaklar onun için yazmamıza izin ver ey Allahın resulü dedikleri sözleri düşünelim. İşin ilginci sahabelerin akıl ettiği bu anlayışı, bu düşünceyi acaba peygamberimiz akıl edemedi ve neredeyse kuranın doğru anlaşılmasını ileri çağlara doğru aktarmayı hesaplayamadı da, çevresindeki sahabeler mi hatırlattı peygamberimize dersiniz? Ne dersiniz Rabbin peygamberimize kuran ile birlikte verdiği hikmet( ilim) hiç hesaba katılmadan bu sözleri söylediğimizde, bu sözlerin peygamberimize saygısızlık olacağının farkında bile değil miyiz?

Peygamberimizin kuran ile karışmasını engellemek ya da kurana ilginin azalmasını yok etmek için yasakladığına inandığımızda, acaba daha sonra izin vermesi ile ilk yasakladığını söyledikleri sözler çelişmez mi? Madem okunduğunda bizler kuranı anlayamayız neden okuyalım kuranı? Yazılan hadisleri okuyup işi garantiye almak varken yanlış anlama riskine neden girelim? Daha sonra peygamberimizin izin verdiğini söylemek peygamberimize apaçık bir iftiradır. Kurana ilginin azalması ve Allahın sözleriyle karıştırılmasından korkan ve hadis yazımını yasaklayan Başöğretmen Allahın elçisi Hz. Muhammet asla daha sonra serbest bırakıp insanları Kurandan uzaklaştırmaz. Bu sözleri söylemek hiçbir aklın onayından geçmez. Bakın peygamberimizden size söylediklerimi doğrulayan birkaç hadis nakledeyim.

Benden sonra, benim adıma söylenecek çok söz duyacaksınız, Bu sözleri KURAN İLE KARŞILAŞTIRINIZ ki, benim sözüm olup olmadığı hakkında delalete düşmeyesiniz. Her kim ki, ben söylemediğim halde bu sözü peygamber söyledi dese BUYURSUN KENDİNİ CEHENNEMDEKİ YERİNE HAZIRLASIN.

Allah’ın elçisinden sözlerini yazmak için izin istedik, bize izin vermedi.

Tirmizi, Es Sunan, K. İlm 11

Biz hadis yazarken Hz. Peygamber yanımıza geldi ve “Yazdığınız şey nedir?” dedi. “Senden işittiğimiz hadisler” dedik. Hz. Peygamber: “Allah’ın kitabından başka kitap mı istiyorsunuz? Sizden evvelki milletler Allah’ın kitabı yanında başka kitaplar yazdıkları için yoldan çıktılar.”

El Hatib, Takyid 33

Sizce yukarıdaki sözleri söyleyen Allahın resulü daha sonra izin verir mi? Bizler hadislere çok dikkatle yaklaşmalı ve tıpkı peygamberimizin söylediği gibi çok dikkatli olmalıyız. Söylenen her peygamber sözüdür dediklerini, Kuran süzgecinden geçirmeliyiz. Şimdide peygamberimizin asla son zamanlarında hadis yazımına izin vermediğinin delili olarak dört halife devrinde de, peygamberimizin hadis yazımı yasağı çok titizlikle devam ettirildiğinin kanıtlarını göreceksiniz. Eğer peygamberimiz daha sonra hadis yazımını serbest bıraksaydı bunlar yaşanır mıydı, lütfen değerlendirmesini sizler yapınız. Bakın Ayşe validemiz ve dört halifenin hadis yazımıyla yaptıkları savaşın açık delilleri. Sizce Peygamberimiz sağlığında yasakladığı hadis yazımını daha sonra izin vermiş midir? Eğer izin verdiyse acaba peygamberimizin en yakınındaki insanlar neden Hadis yazımının yasaklanmasını titizlikle devamına çalıştılar? Bunların cevabını herkes kendi nefsinde ve beyninde verecektir. Rabbim kuranın güneşini gönlümüzden eksik etmesin, yoksa asla gerçekleri hissedemeyiz, doğru ile yanlışı ayırt edemeyiz. Kuranın nurunu, beşerin nuruyla değiştirirsek ya da karıştırırda eş tutarsak inanın şerri hayır görür, asla Allahın doğru yolunu bulamayız. Birilerinin sözlerini doğrulamaya çalışmak yerine, gelin KURANI anlamaya çalışalım...
Ebu Bekir’in aldığı önlemler

Hz. Ebu Bekir, peygamberin vefatından sonra Müslümanları toplayarak şöyle demişti: “Sizler, Peygamberden hadis rivayet ediyorsunuz ve bu hadislerde ihtilafa düşüyorsunuz. Sizden sonrakiler ise daha fazla ihtilaf edecektir. Peygamberden hiçbir şey tahdis etmeyin. Size bir soru soran olursa, “Bilgimizle sizin aranızda Allah’ın kitabı var” deyin ve onun helal kıldığını helal, haram kıldığını haram kılın”

[Zehebi, “Teskiretu’l Huffaz, I, 2-3]

Hz. Ebu Bekir vefat ettiği gece bir hayli huzursuz olmuş ve uyuyamamış, bunun sebebini soran kızı Hz. Aişe’ye sebebinin hadisler olduğunu söylemiş, sabah olunca da evde mevcut olan bütün yazılı hadisleri getirtip yaktırmış.

[Zehebi, I, 5]
Ömer’ın aldığı önlemler

Hz. Ömer diğer şehirlerdeki sahabelere mektuplar yazarak ellerinde yazılı bulunan hadis mecmualarını yok etmelerini istedi.

[İbn Abdilberr, 108]

Hadisler Ömer döneminde çoğalmıştı. Ömer halktan beraberlerinde bulunan hadis sayfalarını getirmelerini istedi. Sonra bunların yakılmasını emrederek şunu söyledi: Kitap Ehli’nin Mişna’sı gibi Müslümanların Mişnası’dır bunlar.

[İbn Sad/Tabakat 5/140]

Hz. Ömer Irak’a yolcuğa giden arkadaşlarına şöyle demişti: “Siz öyle bir ülkeye gidiyorsunuz ki halkı arı uğultusu gibi Kur-an okur. Hadislerle onları meşgul etmeyiniz ve yollarını saptırmayınız.

[Hanbel, Kitabul Ilel 1/62-63]

Hz. Ömer şöyle der. “Ancak sizden önceki kavimleri hatırladım, onlar da kitaplar yazmışlardı ve Allah’ın Kitabı’nı bırakarak onlara sarılmışlardı. Allah’ın Kitabi’nı asla başka bir şeyle değiştirmem” başka bir rivayette “Ben yemin ederim ki, Allah’ın Kitab’nı hiçbir şeyle gölgelemem. ”

[El Hatip, Takyıdull İlm Sayfa 50; İbn Sad, Tabakat, 3/206]

. Osman’ın aldığı önlemler

Hz. Osman çok hadis nakletmelerinden ötürü Ebu Hureyre’yi Devş dağlarına göndermekle, Kab’ı Kırede dağlarına göndermekle tehdit etmiştir.

[Tahzırul Havas 10b. ]

Ali’nin aldığı önlemler

Hz. Ali’den rivayet edildiğine göre o yanında yazılı sahifeler bulunan kimseleri, bunlara müracaat etmekten sakındırmış ve “Sizden önceki insanlar, Rabb’lerinin Kitabını terk ederek âlimlerinin sözlerine uydukları için helak olmuşlardır” demiştir.

[İbn Abdilberr, 108]

Ayşe annemizin mücadelesi

•İbn Abbas’ın Allah’ın görülmesi hakkındaki rivayetine karşı çıkması. (Zerkeşi, IV Fasıl, 6. hadis)
•İbn. Ömer’ın “ailesinin ağlamasıyla ölünün azap çekeceğini” rivayetine karşı çıkması. (Zerkeşi, II. Fazıl, Hz. Ömer, 1. hadis)
•Ebu Hureyre’nin “Uğursuzluk üç şeydedir” rivayetine karşı çıkması. (Zerkeşi, VII Fasıl, Ebu Hureyre, 2. hadis)
•İbn Ömer’ın ölülerin işiteceğine dair rivayete karşı çıkması (Zerkeşi, V. Fasın, İbn Ömer, 10. hadis)

Hadis rivayet eden sahabelerin bundan vazgeçmeleri

Şeddad, İbni Abbas’a “Hz. Peygamber bir şey bıraktı mı? ” diye sordu. O da “Sadece Kuran’ın iki kapağı arasında olanları bıraktı” cevabını verdi.

[Buhari, K. Fezailul Kur-an 16; Müslim K. Fezailus Sahabe 30, 31; Ebu Davud K. Fiten 1, Tırmızı K. Fiten 43]

İbn Mesud elinde bir hadis sayfasıyla geldi. Sonra su isteyerek sayfaları sildi, sayfanın yakılmasını emretti ve şunu söyledi: “Allah kime bir hadis sayfasının yerini bildirirse ve o da beni bundan haberdar etmezse Allah’a yemin ederim ki, Hindistan’da dahi olsa onu arar bulur ve yok ederim.

[Ebu Reyye, Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması, s. 27]

Oluşturulan notların yakılması/imha edilmesine dair

Ebu Musa el Eşari’nin bir taraftarı, teşvik üzerine hocasının hadislerini yazmış; ancak o bunu öğrenince hepsini imha ettirmiş.

[İbn Sad, IV, 112]

Ubeyde b. Kays, kitaplarının yakılmasına veya başka türlü imha edilmesine, vasiyetinde yer vermişti.

[İbn Hanble, Ilel, I. 104]

Ömer, Şam’a geldiğinde Zeyd b. Sabit’in diyete dair sahifesini sorup getirtti ve onu parçaladı.

[İbn Hanbel, Ilel, I, 206]

Kur-an’ın öngörüsü

45: 6… Allah`tan ve ayetlerinden başka hangi hadise inanıyorlar?

12: 111 Bu, uydurma bir hadis değildir. Ancak kendinden önceki kitapların doğrulayıcısı, her şeyin detaylı açıklaması, inanan bir toplum için bir rehber ve rahmettir.

DİNİ ALLAH'A HAS KILMAK

İslam dininin en önemli iman akidesi Allah’a şirk koşmamaktır, Kur’an öğretisine göre Allah’ın af etmediği tek günah budur, Kur’an’dan mealen:

- Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını, (günahları) dilediği kimse için bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse büyük bir günah (ile) iftira etmiş olur. 4/48

Şirkin kelime manası ortaklık demektir, Kur’an’a dayalı İslam inancına göre, Allah ve Kainat tamamen bir birinden farklı olup, Kainattaki her şey Allah’ın yaratmasıyla yoktan var olmuş yaratıklar olup, direkt veya dolaylı şekilde her ne ad altında olurlarsa olsun Allah’ın İlahlığından pay almadıkları gibi, Allah’ın kendi zatına ayırmış olduğu hüküm koyma konusuna da katılımları herhangi bir şekilde söz konusu değillerdir, Kuran’dan mealen:

- Ve Allah, O'dur. O'ndan başka ilâh yoktur. Hamd önünde de sonunda da onun içindir. Ve hüküm O'na mahsustur ve ona döndürüleceksinizdir. 28/70

- De ki: "Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'nundur. O ne güzel görendir, ne güzel işitendir! Onların, O'ndan başka bir yardımcısı yoktur. Ve O, kendi hükmüne kimseyi ortak etmez. 18/26

Görüldüğü gibi, hüküm koyma tamamen Allah’a ait olduğu gibi, Allah hükmüne hiç kimseyi de ortak etmez. Bundan dolayı din tamamen Allah’a ait olup; Allah’tan başka hiç kimse din koyamaz, bir kimsenin Müslüman olabilmesi için dini tamamen Allah’a has kılması bir zorunluluktur, Kur’an’dan mealen:

- Şüphe yok ki, biz sana kitabı hak olarak indirdik. O halde sen de dini Allah'a has kılarak O’na ibadet et. 39/2

- De ki: "Dini Allah'a halis kılarak O'na ibadet etmekle emr olundum." 39/11

- De ki: Ben dinimde ihlâs ile ancak Allah'a ibadet ederim. 39/14

Dini Allah’a Has kılmanın Tek yolu; başka bir ifadeyle “Sıratı Müstakim” yani “Doğru Yol” Kuran’ı İslam dinini öğrenmede “Tek Kaynak” ve “Tek Rehber” kabul etmekle mümkündür. Bunun herhangi başka bir Alternatifi yoktur. İslam dinini öğrenme adına bundan başka bir yola sapılması halinde, kaçınılmaz olarak Yaratıklardan din koyucular kabul edilmiş olunacaktır, böylece Din Allah’a has kılınmış olmayacaktır, İslam Dininde Din koyucu yalnız ve yalnız Allah’tır, Allah dışında ki her şey yaratık olup, Yaratıklar Din koyucu olmadıkları gibi, kendileri de din değillerdir. Durum böyle olunca, peygamberler dahil olmak üzere, hiçbir yaratık Ne dindir nede Din koyucudur, bunu söylediğimizde İslam dini adına Kuran dışında din arayanların söyledikleri en baştaki sözlerden bir tanesi “Peygamber bir postacımıydı” sözüdür, aslında bu söylerlerken ne söylediklerinin şuurunda olan kimseler de değillerdir, zira postacı konumunda olan kimseler, hiçbir zaman mesajı gönderenle mesajı alanlar arasında taraf değillerdir, sadece mesajı iletmekle yükümlüdürler, halbuki peygamberler postacılardan farklı olarak hem mesajı iletmekle hem de bizzat kendileri mesaja muhatap olmakla yükümlüdürler, başka bir ifadeyle bizzat kendileri mesajın alıcıları oldukları gibi, mesajın içeriğine uymakla yükümlüdürler. Kendileri de mesaja uymaktan sorumlu olduklarından Mesaj metninden herhangi bir şey çıkaramaz veya ekleyemezler, aksi takdirde birincisinde sorumluluklarını azaltma yoluyla sorumluluktan kaçma durumunda kalacakları gibi, ikincisinde ise kendi kendilerine din koyma durumunda kalmış olurlar. Bunun açık ifadesi Allah’ın indirmiş olduğu “Dini Vahye” sadakatsizlik yoluyla Allah’a isyan etmek demektir, halbuki “Peygamberler Allah’a isyan eden kişiler değillerdir“. Onlar hem “Allah’ın kendilerine ilettiği vahyi olduğu gibi bizzat kendi nefisleri üzerine geçerli kılmaya ve İletmekle görevli oldukları diğer kimselere ellerinden geldiğince iletmek için çaba göstermeye ve bizzat kendileri de uymaya gayret eden kimselerdirler. Kuran’dan mealen:

- (Kuran) Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir. 69/43

- Eğer o, (Muhammed), bazı laflar uydurup bize iftira etseydi, 69/44

- Elbette onun sağ(elini veya kuvvet)ini alırdık. 69/45

- Sonra onun can damarını keserdik. 69/46

- Sizden hiç kimse buna engel olamazdı 69/47

Görüldüğü, Kuran salt olarak Allah’ın Vahyinden ibarettir, Peygamberin veya herhangi bir yaratığın hiçbir şekilde O’na müdahalesi söz konusu değildir. Allah hiçbir şekilde kendi kelimelerinin müdahaleye uğrayıp değiştirilmesine müsaade etmez. Kuran tamamen Allah’ın kelimelerinden müteşekkil bir kitaptır. Bu müdahale yasağı bazı kimselerin zan ettiği gibi kelimeler üzerinde fiziksel müdahale yasağı manasında değildir. Bir kimse herhangi bir Kuran nüshası üzerinde silgiyle kelime silebilir, kelime çiziktirebilir hatta sayfa koparabilir. Vurgulanan mana Allah’ın din olarak indirmiş olduğu Kitaba ekleme ve Çıkarmalar yapmak suretiyle Allah’ın Din koyma takdirinin yönlendirilmesidir. bu mümkün değildir. Allah’ın din olarak indirdiğine Allah dışında hiç kimse herhangi bir yönlendirme veya değişiklik yapamaz, başka bir ifadeyle Allah din koymada bağımsızdır ve bu bağımsızlığa hiç kimseyi ortak etmediği gibi böyle bir müdahale gücünü de kimseye vermemiştir, Kuran’dan mealen:

- Ve Rabbinin kitabından sana vahyolunanı oku, onun kelimelerini değiştirecek yoktur ve ondan başka bir sığınak da bulamazsın. 18/27

- Andolsun ki senden önceki peygamberler de yalanlanmıştı. Onlar, yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine rağmen sabrettiler, sonunda yardımımız onlara yetişti. Allah'ın kelimelerini değiştirebilecek hiçbir kimse yoktur. Muhakkak ki peygamberlerin haberlerinden bazısı sana da geldi. 6/34

Allah’ın kelimeleri arasına kullar tarafından fiziksel olarak kelime eklenmesi ve çıkarılması halinde. Tahrif edilmiş olan bu din olgusu Allah tarafından kabul gören bir din olmuş olmaz, Kur’an’dan mealen:

— Kim, İslâm'dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır. 3/85

- Allah nezdinde hak din İslâm'dır. Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah'ın âyetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki Allah'ın hesabı çok çabuktur. 3/19

İnsanlar için, İlk insan olan Adem ve Havva dan sonsuza kadar Allah tarafından geçerli olarak kabul gören din İslam dinidir, Allah bu dini kabul edenlere de Müslüman adını koymuştur, Kur’an’dan mealen:

— Allah uğrunda gerektiği gibi cihad edin! Sizi O seçti, üzerinize dinde hiçbir zorluk da yükletmedi. Haydi babanız İbrahim'in milletine! Bundan önce ve bunda(Kur'an'da) size Müslüman adını o Allah verdi ki peygamber size şahit olsun, siz de bütün insanlara şahitler olasınız. Şu halde namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a sıkı tutunun ki, sahibiniz O'dur. Artık O ne güzel bir sahip, ne güzel bir yardımcıdır. 22/78

Görüldüğü gibi bütün peygamberlere Allah tarafından vahyedilen dinin adı İslam ve bu dini kabul edenlerin tamamının adı Müslüman’dır. Bu dinin sahibi ve koyucusu da Allah’tır. Allah’tan başka din koyucuları kabul edenler, o din koyucuları kendilerine ilah kabul etmiş Müslüman olmayan kimselerdirler. Din bazında bütün karışıklıklar ve bozukluklar bundan kaynaklanmaktadır. Günümüzde buna meydan vermemek için Kur’an’ı İslam dininin tek kaynağı ve tek rehberi kabul etmekten başka bir yol yoktur. Buna razı olmayan birçok dini kesimler Allah’ın korumasıyla kendi sözlerini Kur’an’ın içine karıştıramayınca veya Kur’an’da tahrifat yapamayınca. Sözlerini Kur’an’ın içeriğine değil de etrafına ördüler, bu durumu kabul ettirmek içinde uydurdukları sözlerini Allah’a ve peygambere mal ettiler, dediler ki bu sözleri peygamber Kur’an vahyi dışında Allah’tan aldı, bazılarımıza bildirdi bizlerde sizlere bildiriyoruz. Allah’a ve Peygambere iftira ile uydurdukları sözler kul sözü olduklarından kaçınılmaz olarak hem kendi aralarında hem de Kur’an ile çelişki (ihtilaf) ihtiva etmektedirler, Kur’an’dan mealen:

- İslâm'a çağırıldığı halde Allah üzerine yalan uydurandan daha zalim kim vardır! Allah, zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez. 61/7

— Hâla Kur'an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah'tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı. 4/82

Görüldüğü gibi, Allah Dini Kitapların sahteliği veya hakikiliği konusunda, metnin çelişkili yani kendi içeriğinde veya kendi dışındaki bilimsel hakikatlerle tutarsız olup olmadığına ölçü olarak dikkat çekmekte ve Kendisine ait olan sözlerin asla çelişki ihtiva etmediğini bildirmektedir, çelişki saçmalıktır ve Allah asla saçmalamaz.

İnsanların çoğu dünyevi maddi menfaatlerinin söz konusu olduğu olaylarda çok hassas olup; kılı kırk yararlar, fakat iş din olunca aynı hassasiyeti göstermezler, onlar için din ciddiyeti olmayan bir kültürdür, bununda ana nedenlerinin en başında Ahiret inançlarının ya zayıf yada olmamasından kaynaklanmaktadır, Ahiret olayı, Allah’ın öncelikle mahkeme kurduğu bir ortamdır, ciddi manada ahiret inancı olup da Allah’ın kendisini bu mahkemede yargılayacağına inanan hiç kimse ahiretle ilgili amellerini ve inancını boş veremeyeceği gibi üstünkörü çelişkili bilgilere dayandıramaz, çelişkiler insan zihnini rahatsız eden şeyler oldukları gibi insana hiçbir şekilde güvence vermezler, İslam dininde kafir tanımı, hakikatleri örten kimse demektir, bu hakikat örtücülüğünün en temel ana nedenlerinden biri İnsanların kendilerine göre inandıkları dünya menfaatlerini, ahiret menfaatlerinin önüne geçirmeleridir, bu kimseler dünyevi maddi veya mevkii menfaat elde etmek için hak hukuk gözetmeye yanaşmazlar, bundan dolayı Kendilerini hak hukuk ölçüsüne davet eden Kur’an’ı kabul etmeye asla razı olmazlar ve Kur’an’dan hoşlanmazlar, Kur’an’dan mealen:

- Onlara bizim açık ayetlerimiz okunduğu zaman, bize kavuşacaklarını ummayanlar dedi ki: Bundan başka bir Kur'an getir veya bunu değiştir. De ki: Onu kendi tarafımdan değiştirmek benim için olacak şey değildir. Ben ancak bana vahy olunana tâbi olurum, başkasına değil. Şüphe yok ki, ben Rabbime isyan edersem büyük bir günün azâbından korkarım. 10/15

İşte böyle ve dikkat edilirse Peygamberin kendisi dahi, Allah tarafından kendisine din olarak vahyedilene tabi olan bir kuldan başkası değildir. Daha öncede belirttiğim gibi Din koymak bir ilahlık olayıdır. Kim kimin koyduğu dini kabul ederse o kimseyi kendisine ilah kabul etmiş olmaktadır. Allah’ın bütün peygamberlere hem kendilerinin inanmaları ve ona uymaları. Hem de diğer kullara tebliğ yapmaları ve bu kulların da ona uymaları için indirmiş olduğu din İslam dini olup, bu dini kabul eden kimseler Allah’ı kendilerine İlah olarak kabul etmiş kimselerdirler. Allah bu kimseleri İndirdiği dine tabi olanlar yani kendisine teslim olanlar manasında Müslümanlar olarak isimlendirmiştir. Peygamber Kur’an’a razı olmayanların tekliflerine uymayınca, teklifi yapanlar, kendi elleri ve dilleriyle, Allah’a ve Peygambere mal ettikleri birçok iftiralar ürettiler, ve dediler ki bu sözler peygamberin sünneti ve hadisleridirler, uydurdukları sözlerdeki çelişkiler ve Kur’an ile olan tutarsızlıkları ortaya çıkınca da bu sözlerinin Kur’an ayetlerini nesh yani iptal edebilme gücünde olduğunu iddia etmekten de çekinmediler. Ürettikleri dogmaları tartışılmaz hakikatler olarak Kur’an’a ölçü yaptılar, örneğin hadi gösterin bize dediler, Kur’an’ın hangi ayetlerinde veya ayetinde farz namazların kaç rekat olduğu belirtilmiştir, böylece Kur’an’ın noksan olduğu ve bu noksanlığın ancak peygamber hadisi olarak uydurdukları sözlerle tamamlanabileceğini iddia ettiler, o zaman onlara şunu sormak lazım, Kur’an’ın tam ve noksansız olduğunu bildiren ayetlerin durumu nedir, veya sizin ileri sürdüğünüz şekilde örneğin Fecir namazını iki rekat veya akşam namazını üç rekat değil de, farz olarak bundan fazla olmak üzere yedi, sekiz veya on rekat kılanların durumu nedir, farz namazı iki rekat kılanlar cennete sekiz, on rekat kılanlar cehenneme mi gidecek, uydurduğunuz din size bunumu emretmektedir. Mezhep şeklinde öbek öbek çeşitli dini topluluklar olduklarından, yalnız Kur’an ile değil, kendi aralarında da şiddetli inanç tartışması içindedirler. Kendilerine Müslüman deseler dahi aralarındaki ayrılıklardan dolayı hem mezhepleri içeriğinde hem de diğer mezheplerle ayrılığa düşüp, dinlerini parça parça etmek suretiyle çeşitli guruplara ayrılmışlardır, bu durum kendilerini rahatsız etmediği gibi, yaptıklarıyla övünüp böbürlenmektedirler, Kur’an’dan mealen:

- Dinlerini parça parça edip guruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah'a kalmıştır. Sonra Allah onlara yaptıklarını bildirecektir. 6/159

- Ne var ki insanlar kendi aralarındaki işlerini parça parça böldüler. Her gurup kendilerinde bulunan (fikir ve davranış) ile sevinip böbürlenmektedirler. 23/53

Kur’an İslam’ına inanan bizleri hadis ve sünnet inkârcıları olarak tanımlamaktadırlar. Halbuki bizler Kur’an’ın İslam dininin öğrenilmesinde yeterli tek kaynak olduğuna inanan kimseleriz, Kur’an dışında Kur’an’a uyan her sözün, adı ne olursa olsun bizim başımızın üzerinde yeri vardır, ne var ki biz bu sözleri İslam dininin öğrenilmesinde ihtiyaç ve şart kaynaklar olarak görmeyiz, bizim için İslam dininin öğrenilmesinde yeterli ve şart kaynak yalnız ve yalnız Kur’an’dır, bunun böylece kabulü İslam dininde İnanç birliğinin sağlanması için olmazsa olmaz şarttır. Hadis adı altındaki sözleri din olarak benimseyenlere şunu sormak lazım. Kendi mezhebiniz dışındaki hadis külliyatlarını ret etmekle. En temel hadis inkârcıları konumunda olanlar sizler değil misiniz? Yoksa sizler, aslında hadislere değil de hadis veya sünnet dini adı altında bizzat kendi ellerinizle ve dilinizle Kurduğunuz Kur’an dışı dine davet eden kimseler olmayasınız.

Hadi hep beraber bakalım, İslam Dini adı altında ortaya çıkan aşağıdaki oluşumlar ve neticeleri kime aittir, bu oluşumlar sizlere tanıdık geliyor mu, Şöyle ki:

1- Seçilmiş Devlet Başkanı yerine babadan oğul’a devreden Kraliyet.
2- Kur’an yerine, rivayetler, keyfi şahıs sözleri, felsefi görüşler ve tağuti uygulamalar.
3- İslâm birliği yerine, mezhepler ve fırkalar.
4- Mescit yerine, tekke ve zaviyeler.
5- Açık Kur’an öğretisi yerine, batini öğreti.
6- İslâm ümmetçiliği yerine ırkçılık.
7- Takva ile üstünlük yerine, soy sop üstünlüğü.
8- Namaz yerine, sema, raks ve çalgı aletleri.
9- Kabe yerine, türbelerin tavaf edilmesi.
10- Allah'a iman ve Allah’ın birliği yerine, Kutup, Gavs, kırklar, Yediler, Evtad v.s. Telakki edilen kimseler.
11- Zekat ve Sadakalar yerine, Sofistlere vakıf tahsisi ve mali destek.
12- Helal ticari kazanç yerine, faizcilik ve karaborsacılık.
13- Aktif, adaletli ve çalışkan toplum yerine, hak gözetmeyen pasif ve tembel toplum.
14- Yaratılış ve yaratıklar üzerine açık ve müspet düşünen toplum yerine, düşünceden kaçan, akletmeyen, boş hayaller kuran fertler toplumu.
15- Meşru müdafaa üzerine kurulu, af ve barışa teşvik eden İslam cihadı yerine, haksız saldırılar ve çapulculuk.
16- Allah’ın korumasını isteme yerine nazarlıklar, muskalar, kullar v.s. den medet ve koruma ummak.
17- Allah’a istiane yerine, kullara istiane.
18- Peygamber yerine, Rivayet imamları, Mehdi iddiaları, şu kadar surede şu şahıs geldi veya İsa Peygamber gelecek v.s. gibisinden, insanların kurtuluş için Kuran'a umut besleme morallerini kırma amaçlı iddialar.
19- Allah’ın tevhidi; birliği yerine, kulların ilahlık iddiaları.
20- Aklı önemseme ve kullanma yerine, aklı küçümseme ve ret etme.
21- Gayba iman yerine, gayb konusunda keyfi iddialar ve falcılık.
22- Açık ve adil İlahi adalet yerine, zorbaların ve diktatör yöneticilerin tağuti ve keyfi kararları.

Gelin hepimiz dini Allah’a has kılalım, Ona hiçbir şeyi ortak koşmayalım, Allah’ı bırakıp, kimimiz, kimimizi ilah edinmek suretiyle Allah’a şirk koşmasın, hep birlikte Dinde tek kaynak olarak Kur’an’a iman edip, inancımızda ve amellerimizde Kur’an’ı tek rehber edinen gerçek Müslümanlar olalım.
Peygamberin tebliğle görevlendirildiği tek kitap Kur’an’dır. Kur’an dışında yer alan bilgiler değildir. Durum bu olunca da İslam dininde hiç kimsenin Kur’an dışı bilgilerden oluşmuş dini bir sorumluluğu yoktur, Kur’an derli toplu apaçık ve çelişkisiz bir kitaptır, kimlere ve hangi mezhebe ait olursa olsun Kur’an dışında iddia edilen dini bilgiler, dağınık, muammalı ve çelişkili bilgilerdirler. Kur’an’ı peygambere vahy eden tek ilah Allah’tır ve Allah’ın Kur’an dışında. Kur’an vahyini iptal edecek veya Kur’an vahyine rakip olacak, Kur’an karşıtı çelişkili vahiy indirmesi söz konusu olamaz. Hal böyle olunca, size sormak lazım Kur’an karşıtı olarak elinizde bulunan çelişkili ve muammalı dini bilgilerin İlahı kimdir, siz böyle bir ilaha şahitlik etseniz dahi, peygamberin böyle bir duruma şahitlik etmediği gibi bizlerde şahitlik etmeyiz. Kur’an’dan mealen:

- De ki: Hangi şey, şahadetçe daha büyüktür. De ki: Allah Teâlâ benimle sizin aranızda hakkıyla şahittir ve bana bu Kur'an vahyolundu ki sizleri ve erişeceği kimseleri onunla uyarayım. Ya siz Allah Teâlâ ile berâber başka ilâhlarda olduğuna şâhitlik mi edersiniz?. De ki: Ben şâhitlik etmem. De ki: O ancak bir tek İlahtır . Ve muhakkak ben sizin ortak koştuklarınızdan tamamen uzağım. 6/19

Gelin hep birlikte Dini Allah’a Has kılalım. Kur’an’da öğretilen Kur’an İslam’ında inanç birliği sağlayalım. Asırlardır süregelen ve İslam dini adına oluşturulmuş inanç batağından kurtulalım, İslam dini dendiğinde bizlerde herkeste aynı şeyi anlasın, İslam diniyle ismen dahi olsa ilgisi olmayan kimselerin, İslam dendiğinde hangi İslam sorusuna muhatap olmayalım, İnanç olarak hepimiz tek renk olalım, Kur’an’dan mealen:

— Allah’ın boyası (ile boyan). Allah'ın boyasından daha güzel boyası olan kimdir? Biz ancak O'na kulluk ederiz. 2/138

— Hep birlikte Allah'ın ipine (İslam'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız. 3/103

— Kim izzet ve şeref istiyor idiyse, bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi Allah'ındır. O'na ancak güzel sözler yükselir (ulaşır). Onları da Allah'a amel-i salih ulaştırır. Kötülüklerle tuzak kuranlara gelince, onlar için çetin bir azap vardır ve onların tuzağı bozulur. 35/10

İnsanların ellerinden geldiğince siyasi ve dini büyük topluluklar oluşturdukları bir zamanda Müslüman olduğunuzu söyleyen, Kur’an’a rağmen, Kur’an dışı ve Kur’an karşıtı sözlere bağlılık göstermek suretiyle Mezhep adı altında. Aslında geçmiştekilerin çelişkili ve tutarsız sözlerinden din oluşturmak suretiyle, küçük ve bölük pörçük guruplara ayrılmış olan sizler, gelin hep beraber Kur’an’ı İslam dinini öğrenmede kendimize ve tebliğ yaptığımız diğer insanlara Tek Kaynak ve Tek Rehber edinelim. Böylece hep beraber, Dini Allah’a Has kılmak suretiyle, Allah’ın razı olduğu şekilde İnanalım, bu birliğimiz İnsanlık için tehdit de olmamalıdır, İslam barış dinidir, İnsanlık için gerçek barışın sağlanmasında kendimiz örnek olalım, bunun içinde Müminler olarak öncelikle kendimizin birlik olup barış dinine girmemize ihtiyaç vardır, Kur’an’dan mealen:

- Ey imân edenler!. Hepiniz toptan barışa giriniz. Ve şeytanın adımlarına uymayınız. Şüphe yok ki o sizin için apaçık bir düşmandır. 2/208

— İmdi size bunca deliller geldikten sonra yine kayarsanız, artık biliniz ki. Allah Teâlâ şüphesiz azizdir, hakimdir. 2/209

Unutmayın Müslüman olmasalar dahi barış isteyen herkesle barış yapmak İslam dininde Allah’ın emridir, Kur’an’dan mealen:

— Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah'a tevekkül et, çünkü O işitendir, bilendir. 8/61

Fereç HÜDÜR

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar

HGS