Evli Olanların Tevekkülü

Evli Olanların Tevekkülü

Evli olanın şehirden çıkıp, sahraya gitmesi ve kazanç sebeblerini bırakması doğru değildir. Evli olanın tevekkülü üçüncü dereceden başka­sında olmaz. Yani çalışmakla tevekkül etmelidir. Nitekim Ebû Bekri's-Sıddîk (radıyallahü anh) çalışarak tevekkül etmişti. Çünkü tevekkül iki kısımdır:

Birincisi: Açlığa sabredip, ot bile olsa bulduğunu yemeğe kanaat eylemektir.

İkincisi: Açlık ve ölüm başına yazılmış ise, kendisi için bunun hayırlı olduğuna inanmaktır. Çoluğa, çocuğa bu tevekkülü emretmek, kimseye caiz değildir. Belki hakîkatta kendi de, çoluk çocuğuna dahil­dir. Hatta kendi sabredemeyen kimsenin de, çalışmadan tevekkül etmesi caiz değildir. Eğer çoluk çocuk da, sabretmeye ve tevekkül etmeye razı olsalar, çalışmadan tevekkül etmesi caiz olur. Kısaca derim ki, kendini sıkıntıya, sabretmeye zorlamak caiz ise de, çoluk çocuğu zorlamak caiz değildir.

Bir kimsenin imanı sağlam olup, takva ile amel ederse, çalışıp kazanmasa da, rızık sebebleri önüne gelir. Çocuk, ana rahminde iken, çalışmaktan aciz olduğu için, göbeğinden ona rızık gönderiyor. Dünyaya gelince, anasının göğsünden gönderiyor. Bir şey yiyebileceği yaşa gelin­ce, dişlen yaratıyor. Anası, babası ölür, yetim kalırsa, anasına, babasına verdiği merhamet gibi, başkalarına da verip, herkesin kalbini yetime kar­şı merhametle dolduruyor. Önce, ona yalnız anası acırdı, kimse bakmaz­dı. Anası ölünce, binlerce kişiyi, ona şefkatle baktırıyor. Daha büyüyünce, çalışmak için kuvvet veriyor. Para kazanmak arzusunu veriyor. Kendine karşı merhameti, şimdi içine yerleştiriyor, Bir kimse bu arzudan vazgeçip, takva yolunu tutar, kendini yetim hafine korsa, ona karşı kalpleri, yine şefkatle doldurur. Herkes, bu kimse Allah yolundadır. Her şey'in iyisini buna vermelidir, der. Para kazanırken, kendine, yalnız kendi acır. Şim­di herkes acır. Fakat -takva yolundan- ayrılır, nefsine uyar ve çalışmaz, para kazanmazsa, kalplerde ona karşı şefkat hasıl etmez. Böyle kimselerin, tevekkül ediyorum diye, çalışmaması, tembel oturması, hiç caiz değildir. Kendini düşünen kimsenin, çalışıp ihtiyaçlarını elde etmeyi de düşünmesi lazımdır. Demek ki Allah yolunda olup, yetim gibi olana karşı herkesin kalbinde şefkat ve merhamet yaratır. Bunun için Allah yolunda çalışan kimsenin, açlıktan öldüğü görülmemiştir. Bir kimse, alemlerin sahibinin, her şeyi ne büyük nizam ve kemal üzere yarattığını görür, anlarsa:

“Allahü Teala'nın rızık vermediği, yeryüzünde bir mahlûk yoktur” ayet-i kerimesini pek kolay görür. Alemi çok güzel idare edip, kimse­yi aç bırakmadığını, bilir. Açlıktan öldürdüğü pek az kimse varsa da, onlara hayırlı olduğu için öldürmüştür,

Evli olanların, çoluk çocuk sahiplerinin bir senelik mal saklaması, tevekkülü bozmaz. Bir seneden fazlası bozar. Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) evdekiler için onların kalpleri dayanıksız, olduğu için bir senelik eşya bulundururdu. Kendisi için işe, bir günlük saklamazdı. Saklasaydı, tevekkülüne ziyan vermezdi. Çünkü olup, olmaması müsavi idi. Fakat ümmetine ders vermek için böyle yapardı. Ashab-i Kiramdan (aleyhimürrıdvan) biri vefat ettikte, cebinden iki altın çıkmıştı. Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem): “Bu, iki azab alametidir”, buyurdu. Bu azab, Cennette yüksek dereceye yetişmemek acısı olsa gerektir. Nitekim başka biri vefat edince:

“Kıyamette, bunun yüzü, ayın on dördü gibi parlar. Eğer, yazlık elbisesini kıştan ve kışlığı gazdan hazırlamasaydı, güneş gibi parlardı”, buyurdu. Bir kere de:

“Size en az verilen şey, yakîn ve sabırdır”, buyurdu. Yani elbiseyi, bir yıl önceden hazırlamak, yakînin az olmasındandır. Fakat bütün büyükler, söz birliği ile buyuru yor ki, su kapları, su tesisatı, sofra takımı, dikiş, temizlik vasıtaları, ya­ni bir evde her zaman lazım olan şeyleri saklamak, caizdir ve lazımdır Tevekkülü bozmaz. Çünkü Allahü Teala bu dünyayı öyle yaratmıştır ki gıda ve giyim eşyası her sene taze olarak husule gelmektedir. Allahü Teala'nın adetine uymamak caiz değildir. Fakat ev eşyası, her lazım oldu­ğu zaman ele geçmeyebilir.

Arkadaşı kendisine, İnşaallah demesini hatırlattı. Ama Süleyman Peygamber inşaallah (Allah dilerse) demedi. Ve o gece inşaallah demeden eşlerinin yanına vardı. Ama içlerinden tek bir tanesi hamile kaldı, o da sakat bir çocuk doğurdu.

Nefsim kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, şayet Davutoğlu Süleyman inşaallah demiş olsaydı, Cenab-ı Hak ona yüz evlat verir, onu sözünde doğrular ve dileğine erdirirdi.”[3]

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar